Pazar, Ağustos 03, 2008

SEYAHAT BİZE GELDİ

HADİ GENE İYİSİNİZ!..FAZLA BEKLEMEDİNİZ YENİ YAZIMI OKUMAK İÇİN. NE OLDU DERSENİZ, BİZ GİTMEDİK AMA, BU SEFER SEYAHAT BİZE GELDİ.HEM DE,TAA AFRİKADAN, CEZAYİRDEN, TUNUS SINIRINDAN.HEM DE UMRE ESİNTİLERİYLE.
EFENDİM,SON OLMAMASINI TEMENNİ ETTİĞİMİZ, 2 YIL ÖNCEKİ SON RAMAZAN UMREMİZDE BİR ARKADAŞ, BİR DOST BULMUŞTUK OL MUBAREK BELDELERDE, BİR MUBAREK VE MUHTEREM İNSAN..KENDİSİ CEZAYİRLİ, BİR VETERİNER HEKİM. BİZİM GİBİ UMREYE GELMİŞTİ. İFTARA YAKIN KÂBE MANZARALI BİR YER ARARKEN BU FAKİR, MEDENİ GÖRÜNÜŞLÜ, NÛRANÎ SÎMALI BU ZÂTIN YANINDA ''TEK DİZ''LİK BİR BOŞLUK GÖRÜNCE MÜSAADE İSTEYİP OTURMUŞTUM.
TANIŞMAMIZ BÖYLE BAŞLAMIŞTI..(TANIŞMANIN DEVAMINI KENDİ ÜSLUBUYLA, HIZLI BLOG YAZARIMIZIN SAYFASINDAN OKUYABİLİRSİNİZ)''
http://seyma-zekeriya.blogspot.com/2008/08/cezayirli-kardelerimiz.html''İŞTE BÖYLE..O MUHTEREM İNSANLAR, OSMANLI TORUNLARI, ÂLEM-İ İSLAMIN ÜMÎD-İ NECÂTI GÖRDÜKLERİ MEMLEKETİMİZİ ZİYARET, İTTİHAD-I İSLAMIN EN BÜYÜK VESİLESİ GÖRDÜKLERİ RİSALE-İ NUR VE TALEBELERİNİ MAHALLİNDE GÖRMEK NİYETİYLE KALKIP GELMİŞLER. BİZE DE GEZMEDEN GEZİ YAZISI YAZMA VESİLESİ OLDULAR. BİZLERİ MEMNUN VE MESRÛR ETTİLER. ARKADAŞLARIMIZLA TANIŞTILAR. GENÇLERLE ANINDA KAYNAŞIP, ARAPÇA -TÜRKÇE İLÂHİLERLE DÜET YAPTILAR. HELE KARMA BİR FUTBOL MAÇI YAPTILAR Kİ, TAM SEYİRLİKTİ. O MANZARA KARŞISINDA,''YA BU FUTBOL DA, BİZİM İÇİN BİLE, NERDEYSE RİSALE-İ NURLAR GİBİ EVRENSEL BİR KAYNAŞTIRICI VE ORTAK LİSANMIŞ (!)''DEMEKTEN KENDİMİ ALAMADIM..
ÇORLU'DA BİR GECE MİSAFİR EDEBİLDİK.
ÇANAKKALE NASIL GEÇİLEMEMİŞ..OSMANLININ ESKİ PÂ-YI TAHTI, EDİRNE, EDİRNE'NİN MERKEZİ SELİMİYE NE HALDEDİR, GEZELİM GÖRELİM DİYE TRAKYA SEFERİNE DEVAM ETTİLER. ABDULKADİR-İ OSMANİ VEL CEZAİRİ RİYASETİNDE..
ALLAH YOL VE YOLCULUKLARINIZI KOLAY VE MUBAREK EYLESİN MUHTEREM GÖNÜL DOSTLARI.



SAĞINIZDAN SOLA DOĞRU: AYAKTAKİLER:


1. BEŞİR: VETERİNER HEKİM. AKŞAM SOHBETTE, HİSSİYATINI İFADE EDERKEN, TÜRKİYE ZİYARETİNİN NETİCELERİYLE ALAKALI OLARAK ŞÖYLE DİYORDU;
''EKSERİYETLE ÖNCE RİSALE-İ NUR TANINIR, SONRA RİSALE-İ NUR TALEBELERİ(VETERİNER CEMALİ DE MİSAL VERDİ) FAKAT BEN,ÖNCE RİSALE-İ NUR TALEBELERİNİ TANIDIM, ONLARDAN DA RİSALE-İ NURU..VE GÖRDÜM Kİ,ONLAR DA, YAŞAYAN VE YAŞANAN RİSALELERMİŞ..'' (CENAB-I HAK BU İLTİFATA LÂYIK, PERDE DEĞİL AYİNE OLAN TALEBELERDEN EYLESİN)


2. LİSE TALEBESİ ABDULLAH;O DA, BU ZİYARETTEN ÇOK MEMNUN KALDIĞINI, BU SEYAHATİNE VESİLE OLAN BU ALİM VE FAZIL ABİLERİNE TEŞEKKÜRLERİNİ İFADE ETTİ.


3. HAFIZ-I KURAN, MESLEĞİ İMAM..RİSALE-İ NURUN FARKLI BİR TEFSİR OLDUĞUNU, ZAMANIN İHTİYAÇLARINA TAM CEVAP OLDUĞUNU SÖYLÜYORDU.


4. VETERİNER HEKİM MUSA; BEŞİRİN ŞEHRİNDEN MESLEKTAŞI, UMRE ARKADAŞI. RİSALE-İ NURLARDAN MUHTELİF RİSALELERİN ELİNE ULAŞTIĞINI, EN SON BİR ARKADAŞINDAKİ KİTABI AÇINCA, BESMELENİN MANASINI ANLATAN BAHİS ÇIKINCA, ÇOK ETKİLENDİĞİNİ ,AMA SEYAHAT DÖNÜŞÜ YENİ BİR ŞEVKLE RİSALE-İ NURLARIN TAMAMINI OKUMAYA İSTEK UYANDIĞINI SÖYLÜYORDU.


5. ABDURRAHİM: HENÜZ 22 YAŞINDA, HATTAT, DESİGNER, AYRICA MÜNŞİD..(İNŞAD EDEN..YANİ SES SANATÇISI ) KOMPLE BİR SANATÇI.


6. BU BEYAZLAR GİYEN MUHTEREMİN İSMİ DE BEŞİR. ORUÇ REİSİN ŞEHİD OLDUĞU TLEMSEN ŞEHRİNDEN,TUNUS SINIRINDAN, YAZIDA BAHSİ GEÇEN HAPİSHANE VAİZİ. ''RİSALE-İ NURLARI 12-13 SENEDİR OKUYORUM, HENÜZ ÜSTADI RÜYADA GÖREMEDİM, İKİ AY OKUYAN MAHKUM, ÜSTADDAN RÜYADA DERS DİNLİYOR'' DERKEN GÖZLERİ DOLUYORDU.. (BEN 40 YILDIR BU CEMAAT İÇİNDEYİM,BEN DE GÖRMEDİM,ÜZÜLME DEDİM İÇİMDEN)


7. OTURAN SAĞDAKİ VETERİNER HEKİM CEMAL, IRAKLI ALİM İMADÜDDİN'İN ESERLERİNDE RİSALE-İ NURDAN İKTİBAS VE BAHİSLERDEN RİSALE-İ NURA ULAŞMIŞ, OKUMUŞ İLK OLARAK.


8. VE SOLDAKİ DE, İLAHİYATÇI, HAFIZ, DOKTORA TALEBESİ ALİ.

VEE SON OLARAK SAĞDA ARKA PLANDA GÖRÜLEN, BU İŞLERİN ÖN PLANINDAKİ ABDULKADİR KARDEŞİM..

VELHASIL; HEPSİ AYRI BİR CEVHER. VE ALTININ KIYMETİNİ SARRAF BİLİR MİSALİ, HEPSİ DE RİSALE-İ NURUN MAHİYETİNİN İDRAKİ İÇİNDELER.
CENAB-I HAK BİZLERİ DE, DERYA İÇRE ,DERYAYI BİLMEYEN MAHİLİKTEN KURTARSIN.

BU DA,ABDURRAHİMİN MUAYENEHANEMDE, BEŞ DAKİKADA YAZIVERDİĞİ ARAPÇA-TÜRKÇE ADIMIZ..

Etiketler: , ,

Cumartesi, Nisan 07, 2007

CENNET NASIL BİR YERDİR?

''Dünya Cenneti''İstanbul'dan
Okuduklarımda, bugünlerde,vefatlarının sene-i devriyelerini,rahmet ve minnetle yad ettiğimiz,Bediüzzaman'ın talebelerinden Zübeyir Ağabey ile Tahiri Ağabey arasında insanın içini ısıtan, göz kamaştıran bir muhabbet görüyorum. Tahiri Ağabey'in kendisinden çok genç olmasına rağmen Zübeyir Ağabey'e bir hürmeti, onu bir takdim edişi var ki..Şehir dışına çıkarken bile ondan izin ister, hizmete dair her tedbiri ondan sorarmış.
Onlar neye hizmet ettiklerini biliyorlardı. Hizmetin kutsiyetini de..Ama bir çok insan onların kim olduğunu bilmiyordu. Üstadlarının da..
İşte cennet, hayatta iken sıradan insanlar gibi gözüken bu ağabeylerimizin hakiki makamlarının hakkalyakîn görüneceği yerdir.
Ve onların aziz Üstadları ile buluştukları, her türlü meşakkati geride bıraktıkları, ebedi sohbet meclislerinin kurulduğu yerdir.
''Ey insan!
Bilir misin nereye gidiyorsun ve nereye sevk olunuyorsun?
Otuz İkinci Sözün âhirinde denildiği gibi, dünyanın bin sene mesudâne hayatı, bir saat hayatına mukabil gelmeyen Cennet hayatının; ve o Cennet hayatının dahi bin senesi, bir saat rüyet-i cemâline mukabil gelmeyen bir Cemîl-i Zülcelâlin daire-i rahmetine ve mertebe-i huzuruna gidiyorsun.
Müptelâ ve meftun ve müştak olduğunuz mecazî mahbuplarda ve bütün mevcudat-ı dünyeviyedeki hüsün ve cemal, Onun cilve-i cemâlinin ve hüsn-ü esmâsının bir nevi gölgesi; ve bütün Cennet, bütün letâfetiyle, bir cilve-i rahmeti; ve bütün iştiyaklar ve muhabbetler ve incizaplar ve câzibeler, bir lem’a-i muhabbeti olan bir Mâbud-u Lemyezelin, bir Mahbub-u Lâyezâlin daire-i huzuruna gidiyorsunuz. Ve ziyafetgâh-ı ebedîsi olan Cennete çağırılıyorsunuz.
Öyleyse, kabir kapısına ağlayarak değil, gülerek giriniz.''
Mektubat, 20. mektup, s.223

Ve o sohbet dairesinin ortasında, alemlerin yüzü suyu hürmetine yaratıldığı, câmid maddelerin bile kendisini selamladığı, gel deyince geldiği, uğruna gözyaşı döktüğü, elinde cana geldiği, canların cânı Hz. Muhammed Mustafa'nın yer almasıdır. Orada bütün hakâretimizle birlikte o sohbete dahil olma umududur.
Ve bütün bu muhabbetlerin tarafından geldiği ve O'nun adıyla yaşandığı, kainattaki bütün muhabbetlerin medârı ve aslında mazharı gökler ve yerler Rabbinin, rüyet-i cemalini va'dettiği yerdir. Bunun ne demek olduğunu hayal etmek tâkâtimizin fevkinde..Ama Efendimizin bildirmesi ile biliyoruz ki cenneti bile unuturacak bir lütuf ve ikram-ı İlahi.
İşte cennet böyle bir yer..Cennet deyince aklıma sohbet yine sohbet geliyor. Ve o dâr-ı sohbeti çok merak ediyor, çok istiyorum.
Ve üstadımızın nice tenezzüh ve tefekkürüne sahne olduğunu tahmin ettiğimiz bir ''Barla Manazarası''

Etiketler: ,

Pazar, Şubat 18, 2007

AYETLER VE HADİSLERDEN DEN(2)

Japonya;Osaka Kulesinden..

"Onlar dünya hayatını seve seve ahirete tercih ederler." İbrahimSûresi,14:3.

Bu asrın bir hassası şudur ki, hayat-ı dünyeviyeyi hayat-ı bakiyeye bilerek tercih ettiriyor. Yani, kırılacak bir cam parçasını baki elmaslara bildiği halde tercih etmek bir düstur hükmüne geçmiş. Ben bundan çok hayret ediyordum. Bugünlerde ihtar edildi ki, nasıl bir uzv-u insanî hastalansa, yaralansa, sair âzâ vazifelerini kısmen bırakıp onun imdadına koşar. Öyle de, hırs-ı hayat ve hıfzı ve zevk-i hayat ve aşkı taşıyan ve fıtrat-ı insaniyede derc edilen bir cihaz-ı insaniye, çok esbapla yaralanmış, sair letaifi kendiyle meşgul edip sukut ettirmeye başlamış; vazife-i hakikiyelerini onlara unutturmaya çalışıyor. Hem nasıl ki bir cazibedar sefihane ve sarhoşane şâşaalı bir eğlence bulunsa, çocuklar ve serseriler gibi, büyük makamlarda bulunan insanlar ve mesture hanımlar dahi o cazibeye kapılıp hakikî vazifelerini tatil ederek iştirak ediyorlar. Öyle de, bu asırda hayat-ı insaniye, hususan hayat-ı içtimaiyesi öyle dehşetli, fakat cazibeli ve elîm, fakat meraklı bir vaziyet almış ki, insanın ulvî latifelerini ve kalb ve aklını nefs-i emmaresinin arkasına düşürüp pervane gibi o fitne ateşlerine düşürttürüyor. Evet, hayat-ı dünyeviyenin muhafazası için, zaruret derecesinde olmak şartıyla, bazı umur-u uhreviyeye muvakkaten tercih edilmesine ruhsat-ı şer’iye var. Fakat, yalnız bir ihtiyaca binaen helâkete sebebiyet vermeyen bir zarara göre tercih edilmez, ruhsat yoktur. Halbuki bu asır, o damar-ı insanîyi o derece şırınga etmiş ki, küçük bir ihtiyaç ve âdi bir zarar-ı dünyevî yüzünden elmas gibi umur-u diniyeyi terk eder. Evet, insaniyetin yaşamak damarı ve hıfz-ı hayat cihazı, bu asırda israfatla ve iktisatsızlık ve kanaatsizlik ve hırs yüzünden bereketin kalkmasıyla ve fakr u zaruret, maişet ziyadeleşmesiyle o derece o damar yaralanmış ve şerait-i hayatın ağırlaşmasıyla o derece zedelenmiş ve mütemadiyen ehl-i dalâlet nazar-ı dikkati şu hayata celb ede ede o derece nazar-ı dikkati kendine celb etmiş ki, ednâ bir hâcât-ı hayatiyeyi büyük bir mesele-i diniyeye tercih ettiriyor. Bu acip asrın bu acip hastalığına ve dehşetli marazına karşı Kur’an-ı Mucizü’l-Beyânın tiryak misâl ilaçlarının naşiri olan Risale-i Nur dayanabilir ve onun metin, sarsılmaz, sebatkar, halis, sadık, fedakar şakirtleri mukavemet edebilir. Öyleyse, herşeyden evvel onun dairesine girmeli, sadakatle, tam metanet ve ciddi ihlas ve tam itimadla ona yapışmak lazım ki, o acip hastalığın tesirinden kurtulsun. Umum kardeşlerimize birer birer selam ve dua ediyoruz..Kastamonu Lahikası:73-74

Ahiretin varlığına ;
Geceden sonra sabah, kıştan sonra yaz geleceği kat'iyetinde inanan biz müslümanlar,ahiret hayatını daha önemli ve öncelikli görseydik;
Âhirete; ''dünya veremedik, âhiret alır mıydınız'' muamelesi yapmazdık.
Davranışlarımıza kişisel gelişim uzmanlarının görüşlerine göre balans ayarı yapmak yerine, kendimize Kur'an ve sünnet ölçülerine göre çeki düzen verirdik.
Ticarette ister alan, ister satan taraf olalım her ne durumda ve her ne pahasına olursa olsun kazanan taraf olmaya azmetmezdik.
Çocuklarımızın iyi okullar okumaları için gösterdiğimiz gayretin onda birini ulûm-u dîniyeyi kazanmaları için sarfederdik.
Ogün orada önce nelerden sorguya çekileceğimizi öğrenip, önce o soruların cevaplarını hazırlamaya bakardık.
Değil bir farzı, belki âdâp nev'inden bir sünneti dünyanın hiç bir menfaatine değişmezdik.
Kendimize soracağımız; ''Bunun hesabını verebilir miyim? ''sorusuna ''evet'' cevabı vermeden hiç alışveriş yapamazdık.
Zaman savurganlığında bunca cömert olmaz, her giden günün ardından ''sermayem azalıyor'' endişesini yaşardık.
Kimse bizi sorguya çekmeden önce ağzımızdan çıkmaya çalışan her sözü önce öz denetimden geçirirdik.
Oturup gerçek yatırımın ne olduğu üzerine daha fazla kafa yorardık.
Kadınlar kocalarına daha itaatli, kocalar eşlerine daha şefkatli olurdu.
Komşularımızın bizden hiçbir şikayeti olmazdı.
Amellerimizde niyetlerimizi derinden derine sorgulardık.
Namazlarımız kaça göçe olmaz, Kur'an kitaplığın en üstünde öylece beklemezdi. Her an öğütlerini bize ulaştırmak üzere evin en işlek odasında hemen ulaşılıverecek bir yerde yerini alırdı.
Âhiret hayatı, hayatımızda daha öncelikli olsaydı dünya hayatımız daha mutlu, iç âlemimiz daha zengin,daha huzurlu, insanlığımız daha derinlikli olurdu.
İnsanlara, sahip oldukları menkul- gayri menkullere göre değil, ilimlerine, takvalarına , ahlâklarına göre değer verirdik.
Semayeyi bütün bütün tüketmeden, Allah kendimize çeki düzen vermeyi nasip etsin inşaallah.

Van;Muradiye Şelalesi ve Asma köprüsü

Etiketler: ,