Çarşamba, Aralık 19, 2007

BAYRAM TEBRİĞİ


MUBAREK KURBAN BAYRAMINIZI TEBRİK EDER,HAYIRLARA BAŞLANGIÇ VE VESİLE OLMASINI DİLERİM. Z.GÜR

Etiketler: ,

Pazar, Kasım 18, 2007

SILA-İ RAHİM -BİZİM KÖY-

Sıla-i Rahim,İslami ıstılahta doğup-büyüdüğün yerleri ziyaret..akraba-i taallukatı kollayıp gözetmek manasına kullanılan bir vecibe..bu manada bir ibadet..8 sene aradan sonra,11 yaşına kadar kaldığım,doğup-büyümediğim memleket topraklarını ziyaret nasip oldu.24 saatten az bir sürede gezdik resimdeki mekanları.Ve orada yaşayan akrabaları ziyareti gerçekleştirdik,hasret giderdik.Allahın fazl-ı rahmetinden olarak,akrabaların %99 nun ibadet ve istikamet üzere olduğunu görmekle bahtiyar olduk.7 den 70 e hepsini sevdiğimizi, hepsince sevildiğimizi gördük,onlardan dolayı Cenab-ı Hakka şükrettik.(Gaziantep-Urfa gezi ve yemeklerini daha sonraya bırakarak akrabaları tebrik ve teşekkür için bu yazı ve resimleri öne aldık..diğerlerini de inşallah yakında hazırlarız)
Sene 1963..bu fakir resmini gördüğünüz okulda,(Pirsultanlı Köyü İlkokulu) okula başladı,daha sonra 2,3,4 ü Çerçioğlu Köyünde,5.sınıfı ise Gölcük-Kocaeli-Piri Reis İlkokulunda okuyarak 3 mektepte tamamlamıştık..

Burası da,Çerçioğlu'ndaki baba evine giderken yoldan görülen manzaramız.Yaz tatillerinde,köyde kalırsam çobanlık yaptığımız ova.(şimdi Aslantaş Barajı..yani Ceyhan nehri kıyıları)


Ve yine bizim evin arkasından baraj manzarası..

1961 yapımı baba evi.Ben yapımını hatırlıyorum..

Burası da,evin damı..yaz gecelerinde burada yatardık.az yıldız seyretmedik geceleri.

Bu da,yüzmeyi öğrendiğim,(yaşımı bile hatırlamıyorum ya 3-4 yaşları civarı)3x3 m sulama havuzumuzdan kalanlar

Bu manzara,en son gitiğimizde(8 sene önce)yüzdüğümüz yer.Baraj suları çekilmesiyle açığa çıkan dere yatağı.

Burası da,aşağı ki tarla diye tabir ettiğimiz,10 dönümlük tarlamızın yeri ve içindeki sulama havuzumuz.Sular altındadır normalde.

Havuzun yakın plan görünüşü.

Merhum,babamızın ''el gücü'' ile imar ettiği yaklaşık 18 dönüm bahçemizden bir manzara

Yine bahçeden bir kesit

Baba evi nin doğudan görünüşü
Güney cepheden bir görünüş

Bu da,evin içinden,pencereden dışarı bakış.
Burası da,bizim ''beton'' dediğimiz ,balkon kısmından doğuya bir bakış

Burası da,''çardak''denen tahta balkon..yazlık kısım..yazın burada oturup-kalkılır..yatılırdı.Biraz daha ileriye bakılırsa,Kara Tepe,Aslantaş Barajı görülür. v.s

Bu da,çardaktan sola bakış..



VE SON DURAK.YAŞASA 90 YAŞINDA OLACAKTI

Etiketler: , , , , , , ,

Pazartesi, Nisan 23, 2007

EYÜP SULTAN'DA BİR SABAH NAMAZI

Bir iftar öncesi,E.Sultan girişi
Ya Resulallah,
Ashabım yıldızlar gibidir buyuruyorsun. Bir yıldızın, sabah yıldızının yanındaydık bu sabah. Sabah yıldızı, zira senin ümmetin sabah namazını Ebu Eyyub el-Ensari'nin yanıbaşında kılmayı çok seviyor. Türkiye'nin her yerinden o iki rekat namazı kılmak, onun manevi feyzinden faydalanmak için koşup geliyorlar. İftarlarını burada yapmaya bayılıyorlar. Teravihler, mescid-i Nebeviden bir esinti taşıyor sanki.
O,ki sana Medine'de evsahipliği yapmıştı, evini açmıştı. Şimdi de ümmet-i Muhammed yine senin muhabbetinden, onu hem misafir, hem evsahibi bilip, makamında namaz kılmayı ganimet biliyorlar. Belki de onun arkasında haşrolmayı umuyor buralılar..
Bizanslılar bile müşkillerinin hall olması için gelip burada dua ederlermiş. Öylesine zahir olmuş himmeti..Bunu anlatan imamımız, namazda Kur'anı öyle berrak okuyordu ki,belli k mealini anlayarak,hisleniyordu.
Dualarımız tabii ki önce hep sana ve ashabına..
Hocanın güzel duasına amin derken düşünüyorum; acaba burada senin sancağınla şehit düşmüş sahabeni ziyaret etmez misin? Peki o, maneviyatı ile şu cemaatin arasında olmaz mı? Ya hemen şurada medfûn Tahiri, Zübeyir, Birinci Ağabeyler namazlarda saf tutmazlar mı? E.Sultan Yamaçalrından,Haliçe(Erguvanlı) bir bakış
Şu musalla taşında, şu ulu çınarın altında yapılan dualarda, şu yamaçta,bu fakirlerin de bir kısmeti olur mu acaba?Gerçi senin şefaatinle,O, yar olursa;herkes yar olur,her yer yarar..Onun için;binler salat-ü selam sana,Ya resulallah..

Etiketler: , , ,

Cuma, Nisan 13, 2007

ŞEFAAT YA RESULALLAH.II

EY ŞEFKATLİ ŞEFİ'
MÜCRİMİM, GÜNAHKARIM, İSYANIM ÇOK..
ŞEFAATİN TALEP İÇİN, CÜR'ETE DAHİ HAKKIM YOK.
BİLİRİM, ÇARE-İ NECAT, İTTİBA-I SÜNNETİNDİR AMMA,
YARDIM ET, AHİR ZAMANDIR, NEFSİME HÜKME TAKATİM YOK
Z.GÜR

Etiketler: , ,

ŞEFAAT YA RESULALLAH.I

YA RESULALLAH

BİR ACİZ-İ GÜNAHKAR İSEM DE,MÜŞTAKIM DİDARINA,

TÖVBE-İ NASUH ÜZERE GELMEKTİR MURADIM,YANINA.

OL MEHDİ HAFİDİNİZCE; ZAMAN,CEMAAT ZAMANIDIR

DEHALET VE ŞEFAAT DİLERİM,O'NA VE TULLABINA

Z.GÜR

Etiketler: , ,

Salı, Nisan 10, 2007

ŞEFAATE İNANMAYAN VİCDANINA SORSUN

Haliniz vaktiniz yerinde diyelim. Yanınızda yörenizdeki insanların, hele de birinci ikinci derece yakınlarınızın ihtiyaçlarına bîgane kalabilir misiniz? Hamiyetiniz nisbetinde ihtiyaçlarını karşılamak, yardımlarına koşmak isteyeceksiniz. Çünkü Allah, insana böyle bir vicdan vermiş.

Siz dînî hassasiyetleri gözeterek yaşıyor olsanız da yakınlarınız, meselâ evlatlarınız günahlar içinde yüzüyorlarsa ''bana ne'' diyemez, onları kurtarmak için çırpınırsınız. Çünkü âkıbeti bilir, râzı olamazsınız. Çünkü Allah nehy-i münkeri emretmiştir. Çünkü Allah insanların kalbine rikkat-i cinsiye vermiştir.

Bu, bu dünyada böyle. Bir de hayâlen ahiret yurduna, hesap gününe gidelim; Rabbim size mağfiret etmiş, günahlarınızı bağışlamış, ikram etmiş cennetine sevketmiş. Arkanıza bakmadan gider misiniz, yoksa sağınıza solunuza bakıp, ''sevdiklerim ne halde'' diye merak edip onların da hüsn-ü hallerini görmek mi istersiniz?
Eğer yüz bulacak olsanız, bütün mevcudiyetinizle yalvarmaz mısınız? '' Rabbim, sen affetmeyi seversin, onları da affet!..'' demez misiniz?

Siz istersiniz de evliyaullah istemez mi?
Allah'ın Resulü istemez mi?
Ve Allah, o çok sevdiği,
En sevdiği kulunun,
Hiç bir duasını geri çevirmediği kulunun,
Alemlere rahmet diye gönderdiği kulunun,
Onun bir işareti ile ayı ikiye böldüğü kulunun,
Onun hatırı için güneşi beklettiği kulunun
Ümmetine çok şefkatli o kulunun
Ümmeti için günler, geceler boyu gözyaşı döken o kulunun isteğini geri çevirir mi?
Çevirecek olsa, zaten ona, onca merhameti vermekle tâzip etmiş olmaz mıydı?
Elbette Allah, biz günahkar ümmetini çok seven ve çok sevdiğimiz Efendimiz (s.a.v.) e şefaat yetkisi verecektir, hem de Makâm-ı Mahmud'u. Sırf onu mutlu ve hoşnut etmek için olsa bile verecektir.
O da Allah'a şirk koşmadan iman edenlere, ashabına dil uzatıp incitmeyenlere şefaat edecektir.
Yani,aklı başında olan insan,bahusus müslüman,şefaata nasıl layık olurum,nasıl o şefaata mazhar olurum diye kafa yorup gayret etmeli.

Allah’ım! O seçkin Habîbinin şefaatiyle bizleri iyilerle birlikte Cennete girdir.

''O gün, Rahmân’ın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati bir fayda vermez.'' Tâhâ: 109

''Onların Alla^h'tan başka yakardıkları şeyler ise şefaat yetkisine sahip değillerdir, ancak bilerek hakka şahitlik edenler müstesna.'' Zuhruf: 86

''Bana şefaat (etme yetkisi) verildi.''
Buhari, Teyemmüm 3, Salat 56, 1 Husmus 8; Müslim, Mesacid 3, (521) Nesai, Gusl 26 (1,210-211)

''Ümmetimden (alim, şehid, salih) bazıları var; bir cemaate şefaat eder, bazıları var bir kabileye şefaat eder, bazıları bir bölüğe şefaat eder, bazıları da tek bir ferde şefaat eder ve cennete girmelerini sağlar.'' Tirmizi, Kıyamet 11,(2442)
''Es-sebebu ke’l-fâil düsturuyla, bütün ümmetinin bütün zamanlarda işlediği hasenatın bir misli onun defter-i hasenatına girmesi ve bütün kâinatın hakikatlerini, getirdiği nurla nurlandırması, değil yalnız cin ve insi ve meleği ve zîhayatları, belki kâinatı ve semavatı ve arzı minnettar eylemesi ve istidat lisanıyla nebatatın duaları ve ihtiyac-ı fıtrî diliyle hayvanâtın duaları, gözümüz önünde bilfiil kabul olmasının şehadetiyle, milyonlar, belki milyarlar fıtrî ve reddedilmez duaları makbul olan sulehâ-yı ümmeti hergün o zâta (a.s.m.) salât ve selâm ile rahmet duaları ve mânevî kazançlarını en evvel o zâta (a.s.m.) bağışlamaları ve bütün ümmetçe okunan Kur’ân’ın üç yüzbin hurufunun herbirisinde on sevaptan tâ yüz, tâ bin hasene ve meyve vermesinden, yalnız kıraat-i Kur’ân cihetiyle defter-i a’mâline hadsiz nurlar girmesi haysiyetiyle, o zâtın (a.s.m.) şahsiyet-i mâneviyesi olan hakikat-i Muhammediye (a.s.m.) istikbâlde bir şecere-i tûbâ-i Cennet hükmünde olacağını Allâmü’l-Guyûb bilmiş ve görmüş ve o makama göre Kur’ân’ında o azîm ehemmiyeti vermiş ve fermanında ona tebaiyeti ve sünnet-i seniyyesine ittibâ ile şefaatine mazhariyeti en ehemmiyetli bir mesele-i insaniye göstermiş '' Sözler:424

Etiketler: , ,

Cumartesi, Nisan 07, 2007

CENNET NASIL BİR YERDİR?

''Dünya Cenneti''İstanbul'dan
Okuduklarımda, bugünlerde,vefatlarının sene-i devriyelerini,rahmet ve minnetle yad ettiğimiz,Bediüzzaman'ın talebelerinden Zübeyir Ağabey ile Tahiri Ağabey arasında insanın içini ısıtan, göz kamaştıran bir muhabbet görüyorum. Tahiri Ağabey'in kendisinden çok genç olmasına rağmen Zübeyir Ağabey'e bir hürmeti, onu bir takdim edişi var ki..Şehir dışına çıkarken bile ondan izin ister, hizmete dair her tedbiri ondan sorarmış.
Onlar neye hizmet ettiklerini biliyorlardı. Hizmetin kutsiyetini de..Ama bir çok insan onların kim olduğunu bilmiyordu. Üstadlarının da..
İşte cennet, hayatta iken sıradan insanlar gibi gözüken bu ağabeylerimizin hakiki makamlarının hakkalyakîn görüneceği yerdir.
Ve onların aziz Üstadları ile buluştukları, her türlü meşakkati geride bıraktıkları, ebedi sohbet meclislerinin kurulduğu yerdir.
''Ey insan!
Bilir misin nereye gidiyorsun ve nereye sevk olunuyorsun?
Otuz İkinci Sözün âhirinde denildiği gibi, dünyanın bin sene mesudâne hayatı, bir saat hayatına mukabil gelmeyen Cennet hayatının; ve o Cennet hayatının dahi bin senesi, bir saat rüyet-i cemâline mukabil gelmeyen bir Cemîl-i Zülcelâlin daire-i rahmetine ve mertebe-i huzuruna gidiyorsun.
Müptelâ ve meftun ve müştak olduğunuz mecazî mahbuplarda ve bütün mevcudat-ı dünyeviyedeki hüsün ve cemal, Onun cilve-i cemâlinin ve hüsn-ü esmâsının bir nevi gölgesi; ve bütün Cennet, bütün letâfetiyle, bir cilve-i rahmeti; ve bütün iştiyaklar ve muhabbetler ve incizaplar ve câzibeler, bir lem’a-i muhabbeti olan bir Mâbud-u Lemyezelin, bir Mahbub-u Lâyezâlin daire-i huzuruna gidiyorsunuz. Ve ziyafetgâh-ı ebedîsi olan Cennete çağırılıyorsunuz.
Öyleyse, kabir kapısına ağlayarak değil, gülerek giriniz.''
Mektubat, 20. mektup, s.223

Ve o sohbet dairesinin ortasında, alemlerin yüzü suyu hürmetine yaratıldığı, câmid maddelerin bile kendisini selamladığı, gel deyince geldiği, uğruna gözyaşı döktüğü, elinde cana geldiği, canların cânı Hz. Muhammed Mustafa'nın yer almasıdır. Orada bütün hakâretimizle birlikte o sohbete dahil olma umududur.
Ve bütün bu muhabbetlerin tarafından geldiği ve O'nun adıyla yaşandığı, kainattaki bütün muhabbetlerin medârı ve aslında mazharı gökler ve yerler Rabbinin, rüyet-i cemalini va'dettiği yerdir. Bunun ne demek olduğunu hayal etmek tâkâtimizin fevkinde..Ama Efendimizin bildirmesi ile biliyoruz ki cenneti bile unuturacak bir lütuf ve ikram-ı İlahi.
İşte cennet böyle bir yer..Cennet deyince aklıma sohbet yine sohbet geliyor. Ve o dâr-ı sohbeti çok merak ediyor, çok istiyorum.
Ve üstadımızın nice tenezzüh ve tefekkürüne sahne olduğunu tahmin ettiğimiz bir ''Barla Manazarası''

Etiketler: ,

Perşembe, Nisan 05, 2007

M.EMİN 1. Ağabey..DUALARLA DEFNEDİLDİ..

Mehmet Emin Birinci dualarla
Birinci Ağabey'in cenazesi için Fatih Camiinde idik. Büyük bir kalabalık, muhabbetle kucaklaşıyor, ayaküstü sohbetler yapıyorlardı. Bu sırada Birinci Ağabey manevi alemlerde kimlerle kucaklaşıyordu acaba?
Cemaat içeriye sığmayınca vakit namazı avluda da kılındı.
Sungur Ağabey ile Fırıncı Ağabey de birer konuşma yaptılar. Onlar bize Üstadımızdan yadigâr..Kimbilir böyle zamanlarda neler hissediyorlardır? Rabbim ikisine de sağlıklı, hayırlı, bereketli uzun ömür ve afiyet versin inşaallah.

Defnin yapılacağı Eyüp Sultan'a doğru giderken, yolda arabanın radyosunda Birinci Ağabey'in sesinden 20. Mektubun 7. kelimesini dinliyorduk:

''Sizlere müjde! Mevt idam değil, hiçlik değil, fenâ değil, inkıraz değil, sönmek değil, firak-ı ebedî değil, adem değil, tesadüf değil, fâilsiz bir in’idam değil. Belki, bir Fâil-i Hakîm-i Rahîm tarafından bir terhistir, bir tebdil-i mekândır. Saadet-i ebediye tarafına, vatan-ı aslîlerine bir sevkiyattır. Yüzde doksan dokuz ahbabın mecmaı olan âlem-i berzaha bir visal kapısıdır.''
Kabristan'a yaklaştığımızda 9. kelime ile şöyle diyordu:

''Mezaristana göçtüğünüz vakit, "Eyvah, malımız harap olup sa’yimiz hebâ oldu. Şu güzel ve geniş dünyadan gidip dar bir toprağa girdik" demeyiniz, feryad edip meyus olmayınız. Çünkü sizin her şeyiniz muhafaza ediliyor. Her ameliniz yazılmıştır. Her hizmetiniz kaydedilmiştir. Hizmetinizin mükâfâtını verecek ve her hayır elinde ve her hayrı yapabilecek bir Zât-ı Zülcelâl sizi celb edip yeraltında muvakkaten durdurur, sonra huzuruna aldırır. Ne mutlu sizlere ki, hizmetinizi ve vazifenizi bitirdiniz. Zahmetiniz bitti; rahata ve rahmete gidiyorsunuz. Hizmet, meşakkat bitti; ücret almaya gidiyorsunuz. ''

Amenna ve saddakna..
Böylece Birinci Ağabey'i Resulullah'ın sahabesinin mekanında Zübeyir Ağabey, Tahiri Ağabey, 20 yıl teşrik-i mesaide bulunduğu Av.Bekir Berk Ağabeylerin yanına bırakıp döndük. Yine kavuştular anlayacağınız. Şöyle demişler midir acaba:
''nerede kalmıştık? ''
Dönüşte Esat Coşan Hocaefendiyi de dualarımızla selâmladık.
Eyüp Sultan kabristanında pek gözüm var. Kimbilir?..Belki de..
Akşam namazını Eyüp Sultan'da kılıp,yine lâlelerin, yeni yeni lâlelerin diğer çiçeklerle bir olup şenlendirdiği İstanbul'u arkamızda bırakıp, Haliç'in sularına vuran gecenin ışıklarını da temaşa ettikten sonra evimize döndük.

Etiketler: ,

Cuma, Mart 30, 2007

MEVLİD KANDİLİNİZİ TEBRİK EDERİZ




Güller çiçeklerin,O;Güllerin efendisi..Kandiliniz Mubarek olsun.
Bizi;
Müfarakatına kuru hurma dalının bile dayanamadığı
Çağırdığında ağaçlarının köklerinden sökülerek davetine icabet ettiği
Elinin temasıyla taşların cana gelip kelime-i şehadet getirdiği
Risaletine bütün mahlukatın şehadet ettiği
Yüzü suyu hürmetine ölülerin ve ölmüş kalplerin diriltildiği
En büyük şefaat makamının sahibi
Biz ümmetine çok şefkatli
Âlemlerin yaratılma gerekçesi olarak, tek başına ubudiyetinin yeterli olduğu
Şerefimiz
Hayatımızın hayatı, ruhu
Habibullah olan Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa'ya ümmet eyleyen Rabb-i Rahimimize Efendimizin hasenatı adedince hamd-ü senalar olsun.

Efendimiz Muhammed'e, ağaçların yaprakları, denizlerin dalgaları, yağmurun damlaları, kainatın zerreleri, her bir canlının nefes alıp verişi, ihtiyaçlarımız, aczimiz, fakrımız, minnetimiz, dualar ve cevapları, Kur'anın manaları adedince salat ve selam olsun.

''Peygambere Allah rahmet eder, melekler de dua eder. Ey iman edenler! Siz de ona teslimiyetle selam ve salat getirin.'' Ahzab: 56

Etiketler: , , ,

Perşembe, Mart 29, 2007

CİSİM,KALP VE RUHUN DAİRE-İ HAYATI

yine şeftali,son çiçekler
Cismin , kalbin ve ruhun daire-i hayatlarından bahseder Bediüzzaman Hazretleri. Benim için kavranması zor bir konu. Geçen gün Lem'aları okurken yine karşıma çıktı ve okurken aklıma gelenler şöyle:
Bir dünya farzedin kol mesafeniz genişliğinde. Sınırları eliniz nereye yetişebilirse o kadar..Ki gerçekte cismimizin daire-i hayatı bu kadar işte. Bu dünyanın hedefi himmeti, saadeti ne olabilir? Cürmü kadar!..
Gözünüzün görebildiği alanla sınırlı bir dünya şüphesiz ilkinden daha iyi durumdadır. Gidemeseniz de görür, sözle de olsa müdahele edebilirsiniz belki..Fikriniz, düşünceleriniz de o oranda inbisat eder. Ama bu durumda da görebildiğiniz kadarını isteyebilir, umabilir, elde edebilirsiniz.

Hayale ise ne zaman, ne mesafe olarak sınır yok. Gerçi hayal de bildikleri ile sınırlı. Ama bildikleri içinde sonsuz kombinasyon yapabilir. Şimdi sınırları, hayalin gidebildiği yerle çizilmiş olan dünyanın lezzetleri de, beklentileri de, himmeti de, yatırımı da o nispette olur. Geçmişe ve geleceğe hulûl edilebilir. Oralardan feyz alınabilir.

Şimdi ruhun geldiği yere bakarsak; ruhlar alemi. Gideceği yer ise beka yurdu. Ruhun daire-i hayatına girmekle nasıl bir cevelan alanı kazanılabilir?

Benim düşünebildiğim bu kadar. Gavs-ı Azam gibi yerde iken Arş-ı âzamı ve İsrafil’in azamet-i heykelini temâşâ etmenin ne demek olduğunu , bunun nasıl bir hayat dairesi olduğunu ise biz bilemeyiz..
''Hem iman, geçmiş ve gelecek zamana nüfuz edemeyen o cüz-ü ihtiyarînin dizginini cismin elinden alıp kalbe ve ruha teslim eder. Ruh ve kalbin daire-i hayatı ise cisim gibi hazır zamana münhasır olmadığından, pek çok seneler maziden, pek çok seneler istikbalden daire-i hayatına dahil olduğundan; o cüz-ü ihtiyarî, cüz’iyetten çıkıp külliyet kesb eder. Zaman-ı mazinin en derin derelerine kuvvet-i imanla girebildiği ve hüzünlerin zulmetlerini def edebildiği gibi, nur-u imanla istikbalin en uzak dağlarına kadar çıkar, korkuları izale eder.'' Lem'alar, İhtiyarlar risalesi, 7. rica s. 231
sarı çiçeğin akıbeti(hayal gibi)
''Meselâ, cismin bekası, hayatı, vücudu, bulunduğu bir gün, belki bir saat olduğu ve mazi ve müstakbeli mâdum ve meyyit bulunduğu halde, kalbin hazır günden çok gün evvel, çok gün sonraki zamana kadar daire-i vücudu ve hayatı geniştir. Ruhun hazır günden seneler evvel ve seneler sonraki bir daire-i azîme, daire-i hayatına ve vücuduna dahildir. İşte bu istidada binaen, hayat-ı kalbî ve ruhîye medar olan marifet-i İlâhiye ve muhabbet-i Rabbâniye ve ubudiyet-i Sübhâniye ve marziyât-ı Rahmâniye cihetiyle, bu dünyadaki fâni ömür, bâki bir ömrü tazammun eder ve ebedî ve bâki bir ömrü intaç eder ve bâki ve lâyemut bir ömür hükmüne geçer.'' 3. Lem'a 3. nükte

''Madem dünya hayatı ve cismânî yaşayış ve hayvânî hayat böyledir. Hayvâniyetten çık, cismâniyeti bırak, kalb ve ruhun derece-i hayatına gir. Tevehhüm ettiğin geniş dünyadan daha geniş bir daire-i hayat, bir âlem-i nur bulursun. İşte o âlemin anahtarı, marifetullah ve vahdâniyet sırlarını ifade eden Lâ ilâhe illâllah kelime-i kudsiyesiyle kalbi söylettirmek, ruhu işlettirmektir. ''17. Lem'a 14. nota s.141
ve büyük Ağrı'nın karlı zirvesi

Etiketler: , ,

Cumartesi, Mart 10, 2007

İYİLİK NEDİR?


Kapadokya'da bahar

''İşte bu, iman eden ve güzel işler yapan kullarına Allah'ın müjdelediği şeydir.... Kim bir iyilik yaparsa, Biz onun güzelliğini daha da arttırırız. Çünkü Allah çok bağışlayıcıdır; iyilikleri ise fazlasıyla ödüllendirir.' ' Şuara:23
''O, iman edip güzel işler yapanların dualarına cevap verir; lütfuyla onlara istediklerinden fazlasını da verir.'' Şuara:24
Madem bu ayetlerin bildirmesi ile; iyilikler kat kat fazlası ile ödüllendiriliyor, üstelik daha fazla iyilik yapma imkan ve yeteneğinin Allah tarafından artırılmasını, böylece ucu bucağı görünmeyen, katlanarak giden iyilikler ve sevapları silsilesini netice veriyor.
Öyleyse bir daha durup hatırlamalı, iyilik neydi?Herhalde en iyi bir şey insanın ebedi hayatına olumlu katkı yapmaktır. Hidayetine vesile olmak,hatta vesile olana vesile olmak, hakkı hak, batılı batıl olarak görmesine yardımcı olmak, Allah'ın âyetlerinin anlaşılmasına ve yaşanmasına hizmet etmek, Sünnet-i seniyyeye dikkatleri çekmek, iman hakikatlerinin yayılmasına çalışmak...gibi.Daha sonra başta müslümanlar, Allah'ın yarattığı her mahluka Allah için hayatını kolaylaştıracak ve güzelleştirecek katkı sağlamak. Bu maddeyi alabildiğine çeşitlendirebilirsini z. Öyle ki zaten yapmak için para aldığınız bir işi düzgün yapmak bile artık iyiliğe geçiyor.
İki nokta:
1.İyiliklerin böyle neticelenmesi iman şartına bağlanmış.
2.Kimbilir, belki iyiliğin kendisi de imanı bulmaya vesile olabilir.
Va'd öylesine büyük ki insan, gece gündüz kime ne iyilik yapabileceğini düşünse çok değil..

Kapadokya'da gurub yaklaşırken

Etiketler: , , ,

Pazartesi, Şubat 05, 2007

ASR-I SAADETTEN(2)












Mescid-i Nebevide,Kur'an Okuyan,Okurken uyuklayan Masumlar

Dost TV de hayatü's sahabede dinledim.
Hz. Ömer halifeliği sırasında, dışarıda gezerek ümmet-i muhammedin durumuna muttali olmaya çalıştığı bir gece çocuk ağlama sesi duymuş. Sesin geldiği eve izin isteyerek girmiş ve görmüş ki bir kadın ateşin üstünde içinde sadece su olan bir tencereyi karıştırmakta, bir köşede de bir kaç çocuk ağlamakta. Çocuklar açlıktan ağlamaktadır ve kadın da sanki tencere de bir şey varmış gibi çocukları oyalamakta, uyumalarını beklemektedir. Gördüğü bu manzara Hz. Ömer'i ağlatır.
Hemen gidip sadaka sandığından bir çuval içine yiyecek ve giyecek bir şeyler doldurarak sırtlanır. Yanında bulunan sahabe kendisitaşımak istese de izin vermez;
'' Bunların hesabı benden sorulacaktır, ben taşımalıyım diyerek '' çuvalı çocukların ağlaştığı eve kadar taşır. Getirdiği malzemeden kendi eli ile bir yemek yapar. Yemeği yaparken ateşi üflemekte ve bu sırada sakalı arasından dumanlar çkmaktadır. Yemek pişince yine elleriyle çocuklara yedirir ve onlar yemeklerini yerken vahşi hayvan taklitleri yaparak çocukları güldürmektedir. Neden böyle yaptığını soran sahabeye ; '' Onları ağlarken gördüm, gülerken de görmeliyim''

İşte kafirlere karşı şiddetli, mü'minlere şefkatli Hz. Ömer..
İşte ahirete ve hesap gününe gözü ile görür derecede inanan bir müslüman idareci..

Etiketler: ,

Pazar, Şubat 04, 2007

DÜŞÜNDÜREN AYET VE HADİSLER



Magosa,Lala Mustafa Paşa Camii


Şu ayet,
''Onlar hahamlarını, rahiplerini ve Meryem oğlu İsa’yi Allah’ın yanı sıra rab edindiler.Oysa onlar sadece tek bir Tanrıya kulluk etmekle emrolunmuşlardı. O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. O, onların ortak koştukları şeylerden münezzehtir.'' Tevbe:31

Ve bu hadis;
Peygamberimiz bu âyeti şöyle açıklamıştır: “Onlar hahamlarına ve rahiplerine ibadet etmediler. Fakat hahamları ve rahipleri birşeyi onlara helâl kılınca helâl sayiyor, haram kılınca da haram sayıyorlardı.” (Tirmizî, Tefsir 9:10.)

Beni sarstı!..

Kimi âyetleri okuduğumuzda, ''bu geçmiş kavimleri anlatıyor, bizimle bir ilgisi yok'' diye düşünüyor muyuz? Mesela yukarıdaki âyet ile ilgili olarak ''benim hahamlarla da, rahiplerle de işim olmaz..'' mı diyoruz?

Ama âyetin açıklaması mahiyetindeki hadisi okuyunca sözkonusu tehlikenin hiç de bize uzak olmadığını görüp dehşet aldım!..

Hayatimizda Allah'ın helal kıldığını haram gibi gösteren, veya haramlara helal rengi veren kişi ve kuruluşlar var mı? Bizim üzerimizdeki etkileri nelerdir? Bazı ehl-i ilmi tahkik etmeden taklit etmek bizi nerelere götürebilir? Gerçek ehl-i ilim avamın kayıtsız şartsız hüsn-ü zannını kabul etmedikleri gibi; (Hattâ benim sözümü de, ben söylediğim için hüsn-ü zan edip tamamını kabul etmeyiniz. Belki ben de müfsidim. Veya bilmediğim halde ifsad ediyorum. Öyleyse, her söylenen sözün kalbe girmesine yol vermeyiniz. İşte, size söylediğim sözler hayalin elinde kalsın, mihenge vurunuz. Eğer altın çıktıysa kalbde saklayınız. Bakır çıktıysa, çok gıybeti üstüne ve bedduayı arkasına takınız, bana reddediniz, gönderiniz.'' Bediüzzaman, Münazarat, s.49)
biz, avâmın da cehlimizi mazeret gibi görme- gösterme lüksümüz yok!..Herkes dinin gereklerini, Allah'ın, hayatın her alanına dâir hükümlerini bilmek ve müraat etmek sorumluluğu var.

Durup derin derin düşünmemiz gerekiyor.

Öte yandan bir kez daha âyâtı doğru anlamak noktasında hadislerin ne denli olmazsa olmaz olduğunu gördüm. Rabbim cümlemizi sennet-i senniyyeye ittibaa muvaffak etsin.


Bir zamanlar bizde olan,Budin Kalesi

Etiketler:

ŞEAİR



Mescid-i Nebevide,Bir iftar anı


Şeâirin hafife alınması veya tağyiri; geçmiş ve gelecek zamanları da içine alacak şekilde Âlem-i İslâmı ilgilendiren bir mesele olduğu için, günahı, şahsi günahların önüne geçebilir. Tıpkı şeâirin korunması şahsî farzlardan önemli olduğu gibi.

Şeâirin terki, kalbin takvasını yitirmesinden ve vicdan-ı umuminin bozulmasından haber verir. İşte delillerim:


''İşte bunlar Allah’ın açıkladığı hükümlerdir. Kim Allah’ın belirlediği nişanlara(şeâire) saygı gösterirse, hiç şüphesiz ki bu kalplerin takvâsındandır. ''( Hacc:32)

''Herbir şeâir bir hoca-i dânâdır(âlim, bilgili); ruh-u İslâmı dâim enzâra ders veriyor. '' ( Sözler:672)

''Buna dair bir düstur-u hakikati beyan etmek lâzım. Şöyle ki:
Nasıl "hukuk-u şahsiye" ve bir nevi hukukullah sayılan "hukuk-u umumiye" namıyla iki nevi hukuk var. Öyle de, mesâil-i şer’iyede bir kısım mesâil, eşhâsa taallûk eder; bir kısım umuma, umumiyet itibarıyla taallûk eder ki, onlara "şeâir-i İslâmiye" tabir edilir. Bu şeâirin umuma taallûku cihetiyle, umum onda hissedardır. Umumun rızası olmazsa, onlara ilişmek, umumun hukukuna tecavüzdür. O şeâirin en cüz’îsi (sünnet kabilinden bir meselesi) en büyük bir mesele hükmünde nazar-ı ehemmiyettedir. Doğrudan doğruya umum Âlem-i İslâma taallûk ettiği gibi, Asr-ı Saadetten şimdiye kadar bütün eâzım-ı İslâmın bağlandığı o nuranî zincirleri koparmaya, tahrip ve tahrif etmeye çalışanlar ve yardım edenler, düşünsünler ki, ne kadar dehşetli bir hataya düşüyorlar. Ve zerre miktar şuurları varsa titresinler!'' ( Mektubat: 385)

''Sünnet-i Seniyyenin içinde en mühimi, İslâmiyet alâmetleri olan ve şeâire de taallûk eden sünnetlerdir. Şeâir, adeta hukuk-u umumiye nev’inden, cemiyete ait bir ubudiyettir. Birisinin yapmasıyla o cemiyet umumen istifade ettiği gibi, onun terkiyle de umum cemaat mes’ul olur. Bu nevi şeâire riyâ giremez ve ilân edilir. Nafile nev’inden de olsa, şahsî farzlardan daha ehemmiyetlidir.'' ( Lem'alar:58)

''Bilirsiniz ki, ebedî düşmanlarınız ve zıtlarınız ve hasımlarınız İslâmın şeâirini tahrip ediyorlar. Öyleyse, zarurî vazifeniz, şeâiri ihyâ ve muhafaza etmektir. Yoksa, şuursuz olarak şuurlu düşmana yardımdır. '' (Mesnevi-i Nuriye: 87)

''..şeâirler kırılmasıyla, bozulmaya yüz tutan vicdan-ı umumîyi..'' ( Kastamonu Lahikası: 28)

Elimizi vicdanımıza koyup bir güzel ve yeni baştan düşünsek... diyorum.

Etiketler:

Pazar, Ocak 21, 2007

DUA


Dua eden adam bilir
Birisi var ki;
Hem herşeyi görür, duyar
Hem herşeye kâdir, gücü yeter
Hem sonsuz Rahmet ve merhamet sahibi

Dua eden adam duasını eder ve bekler;
Bilir ki duası kayda geçti
Kendisi için en münasip, en menfaatli şekilde işleme kondu.

Dua eden adam bilir;
Hiç bir zaman yalnız değil, kimsesiz değil, çaresiz değil.

Dua eden adam emindir ki
Duası milyarlaca, her lisandan, her canlıdan arşa yükselen dualar arasında kendisininki kaynamaz, kaybolmaz.

Dua eden adama duâdan ziyade ne lazım gelir, kulluğunu doyasıya yaşamak için?

"..insanın vazife-i fıtriyesi taallümle tekemmüldür, duâ ile ubûdiyettir. Yani, "Kimin merhametiyle böyle hakîmâne idare olunuyorum? Kimin keremiyle böyle müşfikàne terbiye olunuyorum? Nasıl birisinin lûtuflarıyla böyle nâzeninâne besleniyorum ve idare ediliyorum?" bilmektir. Ve binden ancak birisine eli yetişemediği hâcâtına dâir, Kàdiü’l-Hâcâta lisân-ı acz ve fakr ile yalvarmaktır; ve istemek ve duâ etmektir. Yani, aczin ve fakrın cenahlarıyla makam-ı âlâ-i ubûdiyete uçmaktır.
Demek, insan bu âleme ilim ve duâ vâsıtasıyla tekemmül etmek için gelmiştir."
Sözler, Sayfa 286

Etiketler: ,