Cuma, Ağustos 24, 2007

AĞUSTOS SICAĞINDA,BAHAR ŞİİRİ

Bugün sevdiğim bir abim aradı..''Senin gibi,fotoğraf ve diğer bedii sanatlara meraklı ve kabiliyetli-burada,tevazu manasında,estağfirullah diyoruz- bir meslektaşımızın,İstanbulda Erguvan zamanı mevzulu bir sunumu olacak.Bu vesileyle senin Emirgan Korusunda yaptığımız kahvaltılı buluşmadan mülhem şiirinden bahsettim.Onu tekrar gönderir misin'' dedi..Biz de -yine estağfirullah..-şiir kim?biz kim..bizimki, yaşanmış bir günün serbest vezinle tasviriydi..falan dediysek te..o ki,bir dostun zihninde yer edecek kadar şiirsi imiş..sizinle de paylaşayım istedim.Buyrun,önce okuyunuz,sonra resimlere bakınız..sonra tekrar resimlere bakarak okursanız,siz de o günü bir nebze yaşarsınız..bu sıcakta fena da olmaz..



































































EMİRGANDA BAHAR
Emirgan korusundayım,
Gün ikindi, mevsim bahar.
Ömrüm?
Bilmiyorum,belki de akşam.
Ve aklımda yar.
Seyreyliyorum baharı.
Görüyorum ömürden giden günleri,
Dallarda ,çiçeklerde;

Bir hafta önce tomurcuk olan laleler,
Şimdi solmak üzereler,
Kupkuru olan erguvan dalları,
Çiçeklerini taşımakta zorlanıyor,
Mor salkımlarla beraber,
Hele de süs kirazları.
Sere serpe hercailer,
Neşeyle gülümseyen çuha çiçekleri,
Açılıp solmalarıyla hissettiriyor insana zamanı
Ve,yaşamadan,düşünmeden harcadığı her anı..

Başlıyor hafif bir nisan yağmuru .
Bir sevinç kaplıyor bütün koruyu..
Damla damla iniyor rahmet,
Ayırmadan ıslatıyor, yaşı-kuruyu.
Meşelerden, at kestanelerinden,
Coşkuyla fışkırıyor açık yeşil filizler, püskül püskül.
Cilveleşerek daldan dala uçuşuyor kuşlar,
Az ötede, açmakta olan goncaya,
Serenad yapıyor bülbül.

Kimbilir böyle kaç bahar yaşadı,
Koca dünya,bu koru ,şu ulu çınar,
Yemek yediğimiz köşk,
Karşımızdaki muhteşem boğaz,
Ve kıyısınca, saraylar- yalılar?

Ve nerede şimdi?
İçinde salınmayınca yar,
Köşkü –sarayı istemeyenler,
Ve salınıp gezen sevgililer.

Emirgan korusundayım,
Mevsim bahar.Akşama erdi gün.
Ve aklımda..YAR!
Ömür?Bir anmış bahardan,ya da bir gün.
Sadece, kimine akşam…kimine biraz erken..
Dr.Zekeriya Gür

Etiketler: ,

Pazartesi, Mart 19, 2007

DUYGULAR..

ULUDAĞ'ın Zirvesinden Bursa Afakına bir bakış..neler hissetiriyor,neler..
Kâinatta lüzumsuz, hikmetsiz hiç bir şey olmadığı gibi
Vücudumuzda gereksiz uzuv olmadığı gibi
Manevi mahiyetimizde de fuzûli bir duygu yok!..

Doğru yönlendirilmesi gereken,
Belki üzerine basıp yükselmek lâzım gelen
Belki aşılmalı, belki geliştirilmeli..
Veriliş nedeni üzerine düşünülesi..
Ama her durumda lüzumlu ve hikmetli duygular..

Doğru yön, yer ve dozda olduktan sonra bütün duygular güzel ve yerli yerinde..

''İşte, insanda binlerle hissiyat var. Herbirisinin, aşk gibi, iki mertebesi var: biri mecazî, biri hakikî.

Meselâ, endişe-i istikbal hissi herkeste var. Şiddetli bir surette endişe ettiği vakit bakar ki, o endişe ettiği istikbale yetişmek için elinde senet yok. Hem rızık cihetinde bir taahhüt altında ve kısa olan bir istikbal, o şiddetli endişeye değmiyor. Ondan yüzünü çevirip, kabirden sonra hakikî ve uzun ve gafiller hakkında taahhüt altına alınmamış bir istikbale teveccüh eder.

Hem mala ve câha karşı şiddetli bir hırs gösterir. Bakar ki, muvakkaten onun nezaretine verilmiş o fâni mal ve âfetli şöhret ve tehlikeli ve riyaya medar olan câh, o şiddetli hırsa değmiyor. Ondan, hakikî câh olan merâtib-i mâneviyeye ve derecât-ı kurbiyeye ve zâd-ı âhirete ve hakikî mal olan a’mâl-i salihaya teveccüh eder. Fena haslet olan hırs-ı mecazî ise, âli bir haslet olan hırs-ı hakikîye inkılâp eder.
Hem meselâ, şiddetli bir inatla, ehemmiyetsiz, zâil, fâni umurlara karşı hissiyatını sarf eder. Bakar ki, bir dakika inada değmeyen bir ¸eye bir sene inat ediyor. Hem zararlı, zehirli bir ¸eye inat namına sebat eder. Bakar ki, bu kuvvetli his böyle şeyler için verilmemiş; onu onlara sarf etmek, hikmet ve hakikate münâfidir. O şiddetli inadı, o lüzumsuz umur-u zâileye vermeyip, âli ve bâki olan hakaik-i imaniyeye ve esâsât-ı İslâmiyeye ve hidemât-ı uhreviyeye sarf eder. O haslet-i rezile olan inad-ı mecazî, güzel ve âli bir haslet olan hakikî inada, yani hakta şiddetli sebata inkılâp eder.

İşte, şu üç misal gibi, insanlar, insana verilen cihazat-ı mâneviyeyi, eğer nefsin ve dünyanın hesabıyla istimal etse ve dünyada ebedî kalacak gibi gafilâne davransa, ahlâk-ı rezileye ve israfat ve abesiyete medar olur. Eğer hafiflerini dünya umuruna ve şiddetlilerini vezâif-i uhreviyeye ve mâneviyeye sarf etse, ahlâk-ı hamîdeye menşe, hikmet ve hakikate muvafık olarak saadet-i dâreyne medar olur.

İşte, tahmin ederim ki, nâsihlerin nasihatleri şu zamanda tesirsiz kaldığının bir sebebi şudur ki: Ahlâksız insanlara derler, "Haset etme, hırs gösterme, adâvet etme, inat etme, dünyayı sevme." Yani, "Fıtratını değiştir" gibi, zâhiren onlarca mâlâyutak bir teklifte bulunurlar.

Eğer deseler ki, "Bunların yüzlerini hayırlı şeylere çeviriniz, mecrâlarını değiştiriniz"; hem nasihat tesir eder, hem daire-i ihtiyarlarında bir emr-i teklif olur. Mektubat: 37-38

GÜRE,HASANBOĞULDU'da Zekeriya boğulmadı..buz gibi suda yüzmenin zevki de tarifsiz.

Etiketler: , ,

Pazartesi, Mart 12, 2007

İMTİHAN

Henüz açılmamış Siklamen Tomurcuğu

Ve açılmış çiçeğinin,zarafeti,asaleti..




Biz gerçekten (kullarımızı) imtihan ederiz. Mü'minûn: 30

İnsanlar ''inandık'' demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannettiler. Ankebut:2

''Şu dünya bir zikirhâne-i Rahmân, bir tâlimgâh-ı beşer ve hayvan ve bir meydan-ı imtihan-ı ins ü cândır.'' Sözler, s. 23

Hayat bütünüyle imtihan.
Aşk imtihan,muhabbet imtihan..
Sevmek imtihan,sevilmek imtihan.
Yokluk imtihan.. Peki ya varlık?
Hastalığın ayak seslerini bile tanırız. Sağlığı farketmek kimlerin harcı?
Darlıkta, musibette ''meded Allah'ım!..'' demek çok fıtrî..Rahat iken ne demeli?
Başarısızlıklarımız için ''kısmet değilmiş'' demeyi biliyoruz belki..Başarılar kimin, bizim mi? İlmimiz ve sa'yimizle mi elde ettik?
Çocuğun yokluğu da imtihan, varlığı da..Hayırsız olması da imtihan, hayırlı olması da? Hayırlı çıktı ise mârifet bizde mi?

Hayatındaki her artı değer, yeni bir imtihan sorusu demek..

İnsan bir fabrika gibi;
Zorlukta, sıkıntıda, musibete dûçar, mahrumiyet içinde iken sabır dokumalı.
Nimetler içinde şükür üretmeli.

Bu imtihan, cevher misal istidatları ortaya çıkarmak için. En yüksek başarı notu; Allah'ın rızasını kazanmak, sonra da sonsuz zamanlarda nebiler, sıddıklar, şehitler ve salihler ile beraber olabilme ayrıcalığı..
''Yani, ticaret ve memuriyet için, mühim vazifelerle bu dâr-ı imtihan olan dünyaya gönderilen insanlar, ticaretlerini yapıp, vazifelerini bitirip ve hizmetlerini itmam ettikten sonra, yine onları gönderen Hâlık-ı Zülcelâllerine dönecekler ve Mevlâ-yı Kerîmlerine kavuşacaklar. Yani, bu dâr-ı fâniden gidip dâr-ı bâkide huzur-u Kibriyaya müşerref olacaklar. Yani, esbab dağdağasından ve vesâitin karanlık perdelerinden kurtulup, Rabb-i Rahîmlerine, makarr-ı saltanat-ı ebedîsinde perdesiz kavuşacaklar. Doğrudan doğruya, herkes, kendi Hâlıkı ve Mâbudu ve Rabbi ve Seyyidi ve Mâliki kim olduğunu bilecek ve bulacaklar....Mektubat;223''

Kaçırılası değil yâni..ikmali yok,telafisi yok,imtihan salonundan çıktıktan sonra..
Cenab-ı Hak,bu imtihanı,muvaffakıyetle veren kullarından eylesin..


ve 12 ayın 11 ayı çiçek açan,gayretli çiçek..hepsi,her haliyle Rahman'ı değişik isimleriyle,zikir ve tesbih ediyorlar.

Etiketler: , , ,