Pazar, Haziran 15, 2008

BİZİM EVİN(VEYA KEDİLERİMİZİN) HALLERİ II

ŞÜKRİYE,HAMDİ VE YAVRULAR..
ESKİ OKUYUCULAR BİLİR.ŞÜKRİYE,ACZİYETİNE BİNAEN,TAHMİNEN 1-2 AYLIKKEN SOKAKTAN BİZE İLTİCA ETTİRİLMİŞ BİR KEDİCİK İDİ.ŞİMDİ MUHTEŞEM ANNE.ŞU ANDA YAKLAŞIK 14 AYLIK..
HAMDİ;EVDE DOĞMUŞ,3 AYLIKKEN SAHİPLERİ TARAFINDAN ŞEFKATLİ BİR BAKICI ARANIRKEN,BİR KAÇ EV VE EL DEĞİŞTİRİP BİZE KALAN,SANKİ ÇİNÇİLLA KIRMASI.BİRAZ İNSANİLEŞMİŞ(TEMBELLEŞMİŞ)UZUN TÜYLÜ,YUMŞAK HUYLU,CÜSSESİ ZEKASINDAN ÖNDE GİDEN SEVİMLİ ÇOCUKLAR GİBİ 6 AYLIK BİR YAVRU.

ARKADAŞLAR,BİR PAZAR GÜNÜ BAHÇE KEYFİNDE..
AMA ŞÜKRİYE TETİKTE..ZİRA YAVRULAR DA BAHÇEDE..

HAMDİ PEK ORALI DEĞİL.

BİRAZ ABİLİK YAPALIM,UFAKLIKLARIN EĞİTİMİNE KATKIMIZ OLSUN DİYOR.


HİÇ BİR KÖTÜ NİYETİ YOK..

DEVAM EDİYOR..

O DA NE..ŞÜKRİYE DAYANAMIYOR..YETER ÇOK HIRPALADIN DİYE DURUMA EL KOYUYOR.YANİ,HAMDİYE AYAK VE DAYAK KOYUYOR!.

VE HAMDİ PAÇAYI ANCAK KURTARIYOR..
VE..OH BE.YAVRU EĞİTİMİ BENİM NEYİME..

YAVRULAR DA KENDİ BAŞLARINA DEVAM EDİYOR..


BU KARELER DE,YAVRULARIN BAHÇEYLE TANIŞMALARINDAN.

İSTANBULDAN GELEN ZİYARETÇİLERİ EŞLİĞİNDE,ÇİMLERLE TANIŞIYORLAR.

VE ONA HOŞ GELDİN DİYORLAR! MERVENUR ABLALARININ SEVGİSİNİ KARŞILIKSIZ BIRAKMIYORLAR.



EFENDİM,YAZILARI,RESİMLERİ PEŞPEŞE GÖRÜNCE;YAHU NE BOŞ İNSANLAR VAR..İŞ GÜCÜ BIRAKMIŞ,KEDİ OYNATIYOR DEMEYİN..BİZİM DE NORAMAL BİR MESAİMİZ,NAÇİZANE İŞİMİZ GÜCÜMÜZ VAR..HAYATIN AKIŞI İÇİNDE BU GÜZELLİKLERİ GÖRDÜKÇE RESİMLERİNİ ÇEKİYORUZ..SONRA DA BİRİKİNCE TOPTAN SİZ SADIK OKUYUCULARLA DA PAYLAŞMAK İSTİYORUZ BU KEYİFLİ TEFEKKÜR SAHNECİKLERİNİ..PEK SIRALI OLAMYINCA KUSURA BAKMAYIN..

Etiketler: , , ,

Cuma, Nisan 20, 2007

CEZA MI,İKRAM-I İLAHİ Mİ?

Mesleğimiz gereği, pekçok acılı insanla birlikte bulunuyoruz. Bunlar engelli çocukların ebeveynleri.
Türlü umutlarla çocuk beklerken, beklemedikleri bir sürprizle karşılaşan bu insanların farklı tepkileri oluyor. Kimisinin başlarına geleni, inanç ve tevekkülün neticesi olarak teslimiyetle karşıladığını, bazılarının da '' ''kimseye birşey yapmadım, kimsenin kötülüğünü istemedim, neden ben? '' sorgulaması içinde olduğunu görüyoruz. Bu yaklaşım, engelli çocuğu bir ceza gibi görmenin sonucu olmalı. Oysa gözlemlerimiz, bu çocukların ve bir ceza değil anne babalarına bir ikram olduğu yönünde.
Bu çocukların varlığı, anne babalarının içindeki iyilik istidatının gelişmesine yol açabiliyor.
Kalpler yumuşuyor, duyarlılıklar artıyor.
Boş işlerle geçebilecek nice hayatlar belki de bütünüyle ibadete kalbolabiliyor.
Pekçok aile çocuklarının varlığının ve bu özel durumlarının hayatlarına anlam kattığını ifade ediyor.
Belki isyanı ve günahları ile her iki dünyada başa belâ olabilecek bir çocuğa bedel, masum ve ona şefaatçi olabilecek bir evlat, perde-i gayb açılsa elbette tercih edilirdi. Ağır engelli çocuğu için '' o benim cennetim..'' diyen bir babayı hatırlıyorum. Mescid-i Nebevi'nin iftar sofrasından
Görev tanımımız içinde olmamasına rağmen, şahsî yakınlık neticesi gelip dertlenen ailelere, Allah'ın belâ ve hastalıkları ekseriyetle en sevdiği kullarına verdiğini anlatmaya çalışıyoruz. Peki ama neden? İnsanların aklına ''bu nasıl sevgi? '' sorusu geliyor. İşte bu nokta, hayatın anlamının ne olması gerektiği sorusuna götürüyor bizi. İyi olan ne?
Musibet ve hastalıklar insanın dünya ile bağlarını zayıflatıp, imânı nispetinde yüzünü ahirete çevirir ki asıl memleket, asıl yaşanacak yer, asıl istenecek olan ahiret yurdudur. Yüzümüzü güzele çeviren vesileler de güzeldir.
Musibet ve hastalıklar insana acz ve zaafını güçlü bir şekilde hissettirip, Allah'a iltica etmeyi netice verir ki işte bu, hayrın ta kendisidir. "Cenâb-ı Hakkı bulan neyi kaybeder? Ve Onu kaybeden neyi kazanır?"
Demek Rabbim seviyor ki yüzünü dünyadan çevirtiyor.
Seviyor ki rahmetine celbediyor.
Unutmadığını, gözden çıkarmadığını, ikram etmek istediğini ihsas ediyor.
''Ey mâsum hasta çocuklara ve mâsum çocuklar hükmünde olan ihtiyarlara hizmet eden hasta bakıcılar! Sizin önünüzde mühim bir ticaret-i uhreviye var. Şevk ve gayretle o ticareti kazanınız.'' Lem'alar, s. 220 (hastalar risalesi, 24. deva)
'' Kur’ân’ın bütün sûrelerinin başlarında kendini "Rahmânü’r- Rahîm" sıfatıyla bize takdim eden ve bir lem’a-i şefkatiyle umum yavrulara karşı umum valideleri, o harika şefkatiyle terbiye ettiren ve her baharda bir cilve-i rahmetiyle zemin yüzünü nimetlerle dolduran ve ebedî bir hayattaki Cennet, bütün mehâsiniyle bir cilve-i rahmeti olan senin Hâlık-ı Rahîmine imanla intisabın ve Onu tanıyıp hastalığın lisan-ı acziyle niyazın, elbette senin bu gurbetteki kimsesizlik hastalığın (ve evladının hastalığı) herşeye bedel Onun nazar-ı rahmetini sana celb eder.'' Hastalar Risalesi, 23.deva

Etiketler: , ,

Pazartesi, Mart 12, 2007

İMTİHAN

Henüz açılmamış Siklamen Tomurcuğu

Ve açılmış çiçeğinin,zarafeti,asaleti..




Biz gerçekten (kullarımızı) imtihan ederiz. Mü'minûn: 30

İnsanlar ''inandık'' demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannettiler. Ankebut:2

''Şu dünya bir zikirhâne-i Rahmân, bir tâlimgâh-ı beşer ve hayvan ve bir meydan-ı imtihan-ı ins ü cândır.'' Sözler, s. 23

Hayat bütünüyle imtihan.
Aşk imtihan,muhabbet imtihan..
Sevmek imtihan,sevilmek imtihan.
Yokluk imtihan.. Peki ya varlık?
Hastalığın ayak seslerini bile tanırız. Sağlığı farketmek kimlerin harcı?
Darlıkta, musibette ''meded Allah'ım!..'' demek çok fıtrî..Rahat iken ne demeli?
Başarısızlıklarımız için ''kısmet değilmiş'' demeyi biliyoruz belki..Başarılar kimin, bizim mi? İlmimiz ve sa'yimizle mi elde ettik?
Çocuğun yokluğu da imtihan, varlığı da..Hayırsız olması da imtihan, hayırlı olması da? Hayırlı çıktı ise mârifet bizde mi?

Hayatındaki her artı değer, yeni bir imtihan sorusu demek..

İnsan bir fabrika gibi;
Zorlukta, sıkıntıda, musibete dûçar, mahrumiyet içinde iken sabır dokumalı.
Nimetler içinde şükür üretmeli.

Bu imtihan, cevher misal istidatları ortaya çıkarmak için. En yüksek başarı notu; Allah'ın rızasını kazanmak, sonra da sonsuz zamanlarda nebiler, sıddıklar, şehitler ve salihler ile beraber olabilme ayrıcalığı..
''Yani, ticaret ve memuriyet için, mühim vazifelerle bu dâr-ı imtihan olan dünyaya gönderilen insanlar, ticaretlerini yapıp, vazifelerini bitirip ve hizmetlerini itmam ettikten sonra, yine onları gönderen Hâlık-ı Zülcelâllerine dönecekler ve Mevlâ-yı Kerîmlerine kavuşacaklar. Yani, bu dâr-ı fâniden gidip dâr-ı bâkide huzur-u Kibriyaya müşerref olacaklar. Yani, esbab dağdağasından ve vesâitin karanlık perdelerinden kurtulup, Rabb-i Rahîmlerine, makarr-ı saltanat-ı ebedîsinde perdesiz kavuşacaklar. Doğrudan doğruya, herkes, kendi Hâlıkı ve Mâbudu ve Rabbi ve Seyyidi ve Mâliki kim olduğunu bilecek ve bulacaklar....Mektubat;223''

Kaçırılası değil yâni..ikmali yok,telafisi yok,imtihan salonundan çıktıktan sonra..
Cenab-ı Hak,bu imtihanı,muvaffakıyetle veren kullarından eylesin..


ve 12 ayın 11 ayı çiçek açan,gayretli çiçek..hepsi,her haliyle Rahman'ı değişik isimleriyle,zikir ve tesbih ediyorlar.

Etiketler: , , ,