Çarşamba, Eylül 15, 2010

Umre izlenimleri



Alemlerin Rabbine hamd-ü senâlar olsun ki Ramazan’ın son on gününde Mekke’de, Mescid-i Haramda bulunabilen bahtiyarlardan biri de bendim. Efendimizin “Ramazan umresi yapan, benimle hacc yapmış gibidir”(1) müjdesinin mahiyetini anlamaya, yaşamaya çalıştım.



Nedir bu toplanmadan maksad-ı İlahi, diye düşündüm: Galiba, “Ben cinleri ve insanları Bana kulluk etsinler diye yarattım”(2) buyuran Rabbimiz, kimbilir ne muazzam bir mahiyeti olan Kâbe etrafında toplanmamızı istiyor. Kime kul olduğumuzu idrak etmemizi istiyor. Nasıl bir Uluhiyet karşısında olduğumuzu anlamamızı istiyor. O nihayetsiz Saltanatı karşısında omuz omuza, sıkı ve düzgün saflar halinde durmamızı istiyor. Ahdimizi yenilememizi, ubudiyetimizi takınmamızı, Saltanat-ı Uluhiyetini, Vücub-u Vücudunu şeksiz şüphesiz tanımamızı ve öylece ilan etmemizi istiyor. Ancak ve ancak O’na ibadet etmek için yaratıldığımızı iliklerimize kadar hissetmemizi istiyor.



Sonra birbirimizi tanımamızı, sadece ve sadece Müslüman olduğumuz için birbirimizi sevmemizi istiyor. Müslümanın, Müslümana kardeş olduğunu ikrar etmemizi, halimizle de tasdik etmemizi istiyor. O bize merhamet ettiği gibi bizim de birbirimize şefkatle muamele etmemizi istiyor. O bize lütfettiği gibi bizim de birbirimize ikram etmemizi istiyor. Birbirimizin halinden anlamamızı, icabı halinde sabretmemizi, yardımlaşmamızı istiyor. Sonra dünyaya dağılıp, ubudiyetimizi hayatın her alanında, çeşitli şekillerde göstermemizi istiyor. Yaşadığımız herşeyin, aslında kulluğun ve imtihanın konuları olduğunu hatırlamamızı istiyor.



İnayet-i İlahi: Kullarını Kabe-i Muazzama etrafında toplanmaya çağıran Rabbimiz, pek zayıf olan bizlere çeşitli şekillerde yardım ediyor. Mesela 45 derece öğlen sıcağında tavaf edebileceğinizi hayal bile edemezken, bunu mümkün kılıyor. Üstelik de neredeyse hiç zorlanmadan. Üstelik de akşama kadar bir yudum su içemiyecekken. Her şavtta illa ki hafif, tatlı bir rüzgarla nefeslendiriyor. Babalarının omuzunda tavaf eden çocuklar bile dayanıyor. Onca tavaf, say, namaz ve okumaya rağmen ciddi bir susuzluk çekmiyorsunuz. Ben ki sıcağa da susuzluğa da pek tahammülsüzüm. Bu bir inayet-i İlahi değilse nedir?



Tavaf: Tavaf, Kâbenin etrafında en kısa zamanda en hızlı şekilde dönme yarışı değil. Kainattaki umumi cezbeye uyum halinde, kendini o akışa bırakmak, o denizde bir damla olmak… Aceleye gerek yok. Dünyanın kalbinin attığı yerdesiniz. En içteki halkadasınız. Cenab-ı Hakkın rahmet sağanağı altındasınız. Dualarınızın kabul gördüğü, kimbilir kaç peygamberin medfun olduğu makamdasınız. Bütün mevcudiyetinizle, bütün duygularınızla pervane olun bu mekanda…



Say: Say alanının kenarında, pencere önündeki mermerlere oturup seyredersiniz. Binlerce insan bir nevi resm-i geçittedirler. Ne güzeldirler!.. Dudaklarda kıpır kıpır dualar, ellerde kitaplar, omuzlarında çocuklarla babalar, kucaklarında bebeklerle anneler, anne babalarının yanısıra koşuşan her boydan çocuklar, hervele yapmaya çalışan dedeler, siyah çarşafı ve peçesi içinde zarif yürüyüşlü kızlar, iki yana yalpalayarak yürüyen teyzeler, nerede ise sürünerek gitmeye çalışan yorgun insanlar, zinde adımlarla say eden gençler.. Onlara bakarken sizin de içiniz kıpır kıpır olur… Sanki yaptıkları şey, size bir iyilikmiş gibi duygulanırsınız.. Say alanının üzerinden geçen köprüden durup seyretmek ayrı güzeldir. Hz. Hacer annemize iktidaen yapılan bu gidip gelişler, gece, gündüz (namaz saatleri hariç) hiç kesilmeden devam eder. Yukardan baktığınızda gördüğünüz siyah ve beyazdır. Beyaz ihramlar, siyah başlar..

Selâm, illâ da selâm: Umreye gidince, gittiğim grupla birlikte hareket edip, belli bir alana bağlı kalmaktan ziyade, her seferinde “ya kısmet” deyip farklı yerlerde, farklı insanlar arasında namaz kılarak, her namazı ayrı bir macera olarak yaşamayı seviyorum. Ve illa ki selam.. Galiba bu toplu ibadetlerin en büyük hikmetlerinden biri, selamlaşma ve tanışma.. Efendimizin; “Siz, iman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız. Yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayınız.”(3) demesinin hakikatini yaşadım. Burada selamlaşmanın tâbir-i câiz ise sihirli bir etkisi var. Anında bir muhabbet cereyanı sağlıyor. Müslüman kardeşin hakkında, sırf müslüman olduğu için sımsıcak duygulara yol açıyor. Böyle selamlaşmalar esnasında hediye alışverişleri de pek bol. Malezyalı bir kardeşim bana hasırdan örülü yelpazesini hediye etti.. Iraklı Esra ise bir sandviç ekmeği verdi ki o ekmek iki gün sonra çok acıktığı bir anda oğlumun imdadına yetişmişti. Ben de kendi yelpazemi bana namazda yer açan bir Arap kardeşime vermiştim. Oğlum ile beyim ise ilk fırsatta seccadelerini değişmişler yanlarında namaz kıldıkları müslümanlarla. Uzun konuşamıyoruz cehaletimizden dolayı. Ama bir selam yetiyor; “sen benim kardeşimsin” mesajını vermek için. Burada tebessümler çok sıcak.. Oraya, o topluluğa ait olduğunuzu hissettiriyor.
Bir defasında Kabe’nin karşısında oturmuş, namazı beklerken Tahmidiye okuyordum. Yanımda oturan genç kız, okuduğum şey ile ilgilendi. Galiba Umman’lı idi. Cevşen’i baştan itibaren tanıtmaya çalıştım. O, okudukça “sübhanallah” diyordu hayretler içinde. Sonunda Tahmidiye’yi birlikte okuduk. Namazı yanyana kıldık. Tesbihat yaparken bana parmaklarımla saymanın daha efdal olduğunu, böyle yaparsam kıyamet günü parmaklarımla ilgili iyi şeyler olacağını anlatmaya çalıştı. Onu mu kıracağım? Tesbihi bırakıp, parmaklarımla saydım. Namazdan sonra kucaklaşıp ayrıldık.


Müslüman dayanışması: Kabenin etrafında çok tatlı ötüşlü minik kuşlar uçuşuyor. Galiba kırlangıç bunlar. Bir sabah namaz vakti kuşlara bakarak düşündüm: “Bu kadar kuş var ama kuş pisliği görünmüyor.” Cevabı hemen o gün öğlen namazı vaktinde geldi. Ezan ile kamet arasında beklerken bir güvercin başörtümü pisletti. Ne yapacağımı şaşırdım. Başörtümü yıkamaya gitsem, namaza yetişemeyeceğim. Başımda necasetle de namaz kılamam. İmdadıma, yanımda oturan Endonezyalı hanım yetişti. Çantasından, onların geleneksel, beyaz, işlemeli, pelerin gibi örtülerinden bir tane çıkarıp başıma geçirdi. Sonra baktı ki o pek kıyafetime uymadı. Bu sefer, siyah bir başörtü çıkarıp verdi. Minnetimden ne yapacağımı bilemedim. Zira bana sadece bir başörtüsü değil, Mescid-i Haramda, Kabeye karşı bir namaz kılma şansı bağışlamıştı. Para teklif ettim, kabul etmedi. “Helal helal” dedi. Ben de ona bol bol dua ettim. Çıkarıp tesbihimi verdim. Bu kez o da çıkarıp, kendi tesbihini verdi. Ben yine borçlu kaldım.

Yine kâmete yakın bir zamanda bana yanında yer açan Rizeli Cevriye hanıma minnettarım. Burada en kıymetli şey, namazda, safta bir yer bulmak. Hele Kâbe’ye karşı olursa… Sonra tam iftar vaktinde yanımda yiyecek bir şeyim olmadığı anda, bana bir hurma veren o küçük kıza minnettarım. Zemzem musluklarına yanaşamadığım hengâmda beni farkedip bir bardak su uzatan o adama minnettarım.

Müslümanların kesreti: Umre ziyaretleri gittikçe daha kalabalık oluyor evet ama müşteki olmamaya nefsimizi ikna etmeli. Zaten bu mekanın, bu safların, bu zamanın kalabalık olması güzel olan. Allah’ın kullarının saf saf kemerbeste-i ubudiyet halinde olmaları güzel. Saltanat-ı Uluhiyetine, Vücub-u Vücuduna o ilanat, o şehadet, o teslimiyet güzel. Ramazanın 27. gecesinde öyle muhteşem bir kalabalık vardı ki, saflar neredeyse 15 dakika yürüyerek gidebildiğim otelime ulaşmıştı. Ana yollar trafiğe kapanmış, mescide dahil olmuştu. O anda ihatalı bir nazarla umum manzarayı birden görebilmeyi ne kadar isterdim. O muntazam ve muazzam saflar benim gözüme böyle güzel göründü ise Rabbimin nazarına ne kadar hoş gelmiştir!..

Bir de milyonlarca insan ayakta, el-pençe Kur’anı dinlerken ve Kelam-ı Ezeli bütün alanı, kulakları, gönülleri kaplamışken, gerçekten de Üstadın dediği gibi “Mütekellim-i Ezeliden dinler gibi” dinleniyor. Anlıyorum ki Rabbim o büyük resmi murad etmiş. Herbirimize birer zerre misal o resimde yer vermiş. O kadar ki şuurlu bir zerre. Ve nefis sahibi olduğu için bir ücret mukabilinde davet ediliyor ve yerini alıyor.. Ne mutlu ücretini Rıza-i İlahi bilenlere!.. Herhalde Beytü’l Ma’murda da benzer bir manzara vardır diye düşünüyor insan. Ama orada tavaf eden melekler acıkmıyor, yorulmuyor, uyuklamıyor, ücret beklemiyordur..


Efendimizi (s.a.v.) ziyaret: Daha önce de mümkün olmuştu. O zamanlar ferdî davranmış, ziyarete kendi imkanlarımla girmiştim. Bu kez tâbi olmayı seçtim. Orada görevli Türk asıllı bir genç hanım var. Türkiye’den gidenleri o bir araya toplayıp adım adım, sıraları gelince birlikte ziyarete sokuyor. Tabii yeşil halının üzerinde namaz kılmaya talep ziyade. İnsanlar sabırsız. O, bir yandan heyecanlı ziyaretçileri teskin edip, beklemeye ikna ederken bir yandan da muhtelif bilgiler veriyor, sohbet yapıyor. Orada, Mescid-i Nebevide oturup onu dinlemek istedim. Dinlerken kendimi ehl-i Suffadan gibi hissettim. Sonunda sıra Türkiye grubuna geldi. Çok kalabalıktık. Yeşil türbelerin arka yüzünü görebiliyorduk. Öylesine içiçe duruyorduk ki kıpırdamaya imkan yok. Acele etmemeye kararlıydım. Zira huzur-u Nebevideydim. Böyle saatlerce durabilirdim, durdum. Biliyordum; selamımı bizzat alıyordu. Daha ne isterim? Ben de her an ona ve iki mübarek arkadaşına selam vermek istiyordum.. Herhalde kıyamette de aynı böyle, şefaatini umarak bekleyecektik. Sonunda cennet bahçesinde iki rekat namaz bana da nasip oldu. Kendi kendime karar verdiğim gibi arkamdakileri fazla bekletmeden hemen çıktım. Yatsı namazından sonra girdiğim ziyaretten 12:00’de çıkmıştım.

Ya Rabbi! Efendimize vesileyi ver, bize de onun şefaatini nasip et.

Vedalaşma: Dönüş Medine’den. Mescid-i Nebevinin kapısında kadın görevliler arama yapar. Kameralı cep telefonu getirmek yasaktır. Bu arama sizi bekletir, yorar, canınızı sıkar. Yani bu işi yaptığı için o kadın görevliye teşekkür etmek aklınıza gelmez. Ama şahid olduğum bir manzara öyle demiyor. Dönüşlerin başladığı günlerden birinde bir Türk hacı hanım, kapıdaki görevli kadına sarılmış hem öpüyor hem söyleniyordu: “Canııım hakkını helal et, uğraştırdık, yorduk seni.” Görevli de duygulanmış, “Allah kabul inşaallah” diyerek ona candan mukabele ediyordu.

Bir umre böyle geçti. “Allah kabul inşaallah…” ŞEYMA GÜR

"UHUD BİZİ SEVER,BİZ DE UHUD'U"



DİPNOTLAR:

1-Ebu Davud, Menasık:80; Müslim, Hacc:221

2-Zariyat:56

3-Müslim, iman 93.

Etiketler: , , , , , , ,

Çarşamba, Aralık 19, 2007

BAYRAM TEBRİĞİ


MUBAREK KURBAN BAYRAMINIZI TEBRİK EDER,HAYIRLARA BAŞLANGIÇ VE VESİLE OLMASINI DİLERİM. Z.GÜR

Etiketler: ,

Çarşamba, Kasım 28, 2007

YENİ BİR SEYAHAT,YENİ BİR YAZI(PRAG'DA SON BAHAR)

Uzun yazacak değilim.Ama,bir defa bu işe başlayınca,hiç yazmamak,sizlere bilgi vermemek,birazcık sadakatsizlik ve haksızlık gibi geliyor insana.Bu itibarla,kısa da olsa yazmaya mecbur hissediyorum kendimi.

Bu sefer yönümüz batı ve kuzey karışımı,soğuk bir memlekete idi.(22-25 Kasım,Prag-Çek Cumhuriyeti Başkenti)Yine bir mesleki toplantı dahilnde cereyan etti seyahatimiz.Gündüzler toplantılarla geçmese de,güneşli veya parçalı bulutlu bir gün olmadı zaten 3 gün zarfında.Resimlerde görüldüğü gibi,geceler daha güzeldi ve toplantı da yoktu.Soğuk olsa da,resim çekmeye mani değildi.Biz de değerlendirdik sizin için.
Nazi istilası görmüşler,bizden mamurlar.Komünizmden yeni kurtuldular,bizden daha demokratlar,gsmh bizden fazla,toplam nüfus on milyon küsur,ihracat yüz milyon USD dan fazla,daha fazla sayıp ta moral bozmaya lüzum yok. Merhum Akifin dediği gibi,işleri dinimiz,dinleri işimiz gibi özetle.
Çok güzel kiliseleri,katedralleri var ama,maalesef,ekseriyet resmen ateist,ehl-i kitap bile değil.Her neyse,uzatmayıp resimlere geçelim.

Dünyada,ne güzellikte,ne çirkinlikte emsalini görmediğim,İstanbulun Karadenize açılışının resmi
Halen resmi dairelerin bulunduğu,kraliyet sarayı
Vldava nehri üzerindeki meşhur Charles Bridge
İstirahate çekilmiş martılar

Kale içindeki Katedral
Kaleden bir Prag manzarası

Meşhur köprü üzerindeki heykellerden.(Yorumsuz)

Ve Pragda mehtap,(sanırım Ulusal müzeydi)Tarihi eserler onunla daha güzel

Etiketler: , , , ,

Pazar, Kasım 18, 2007

SILA-İ RAHİM -BİZİM KÖY-

Sıla-i Rahim,İslami ıstılahta doğup-büyüdüğün yerleri ziyaret..akraba-i taallukatı kollayıp gözetmek manasına kullanılan bir vecibe..bu manada bir ibadet..8 sene aradan sonra,11 yaşına kadar kaldığım,doğup-büyümediğim memleket topraklarını ziyaret nasip oldu.24 saatten az bir sürede gezdik resimdeki mekanları.Ve orada yaşayan akrabaları ziyareti gerçekleştirdik,hasret giderdik.Allahın fazl-ı rahmetinden olarak,akrabaların %99 nun ibadet ve istikamet üzere olduğunu görmekle bahtiyar olduk.7 den 70 e hepsini sevdiğimizi, hepsince sevildiğimizi gördük,onlardan dolayı Cenab-ı Hakka şükrettik.(Gaziantep-Urfa gezi ve yemeklerini daha sonraya bırakarak akrabaları tebrik ve teşekkür için bu yazı ve resimleri öne aldık..diğerlerini de inşallah yakında hazırlarız)
Sene 1963..bu fakir resmini gördüğünüz okulda,(Pirsultanlı Köyü İlkokulu) okula başladı,daha sonra 2,3,4 ü Çerçioğlu Köyünde,5.sınıfı ise Gölcük-Kocaeli-Piri Reis İlkokulunda okuyarak 3 mektepte tamamlamıştık..

Burası da,Çerçioğlu'ndaki baba evine giderken yoldan görülen manzaramız.Yaz tatillerinde,köyde kalırsam çobanlık yaptığımız ova.(şimdi Aslantaş Barajı..yani Ceyhan nehri kıyıları)


Ve yine bizim evin arkasından baraj manzarası..

1961 yapımı baba evi.Ben yapımını hatırlıyorum..

Burası da,evin damı..yaz gecelerinde burada yatardık.az yıldız seyretmedik geceleri.

Bu da,yüzmeyi öğrendiğim,(yaşımı bile hatırlamıyorum ya 3-4 yaşları civarı)3x3 m sulama havuzumuzdan kalanlar

Bu manzara,en son gitiğimizde(8 sene önce)yüzdüğümüz yer.Baraj suları çekilmesiyle açığa çıkan dere yatağı.

Burası da,aşağı ki tarla diye tabir ettiğimiz,10 dönümlük tarlamızın yeri ve içindeki sulama havuzumuz.Sular altındadır normalde.

Havuzun yakın plan görünüşü.

Merhum,babamızın ''el gücü'' ile imar ettiği yaklaşık 18 dönüm bahçemizden bir manzara

Yine bahçeden bir kesit

Baba evi nin doğudan görünüşü
Güney cepheden bir görünüş

Bu da,evin içinden,pencereden dışarı bakış.
Burası da,bizim ''beton'' dediğimiz ,balkon kısmından doğuya bir bakış

Burası da,''çardak''denen tahta balkon..yazlık kısım..yazın burada oturup-kalkılır..yatılırdı.Biraz daha ileriye bakılırsa,Kara Tepe,Aslantaş Barajı görülür. v.s

Bu da,çardaktan sola bakış..



VE SON DURAK.YAŞASA 90 YAŞINDA OLACAKTI

Etiketler: , , , , , , ,

Pazartesi, Haziran 11, 2007

YENİ BİR SEYAHAT..(KORE -1-)

Her zaman olduğu gibi,uçaktan çekilen resimlerle başlıyor yol ve yolculuk..ve yazı da..İstanbuldan kalkış gece idi..seyrettik..sonra,Türkiye saati ile 02 de perdeleri açtığımda,çok muhteşem bulut manzaraları vardı..ama,bütün uçak uyuduğu için,aralıktan ancak syeredebildim..ilk resim de,Seule iniş için alçalmaya başladığımız yerden..Kore sınırlarından,Sarı denizden önceki,normal denizde bir ada..




Bu,Ramada Seul,12.kat..odamdan görülen manzara..adet olduğu üzere,ekibin evde kalan yarısına karşı,konum bildirme görevi dahilinde çekilmiş resim..ama manzara sırf bina değil..buna da şükür..


Burda da,güvercinler aynı..saksağanlar da,aşağıda görüldüğü üzere,çocuklar da..masum ve güzel..fıtrat-ı islam üzere..ilerki zamanları için,birşey diyemeyecğim çocuklar hakkında..(hidayet temennisinden başka..)ama,vahdet delili olan mahluk kardeşler,biraz daha mı şanslı ne..daha bakımlı ortamlarda yaşıyorlar..şekilde görüldüğü üzere..Türkiyede,daha çok yollarda,trafik kalıntısıı temizleme görevi esnasında görüğümüz saksağanlar,bizim attığımız,badem-kuru üzümle idare ettiler..memnun değillerse,terketsinler..bizim gibi değiller ya..kanatları var,vatandaşlık mecburiyetleri de yok üstelik..

Tapınaklar..japonyayla aynı..yalnız burada biraz daha renkli işlemeler sanki..Buda efendi'nin aslında iyi niyetli ve ehl-i tevhid olduğunu sanıyorum..Ona tapanlara da ,Allahtan hidayet diliyorum..



Her ülkede olduğu gibi,Olimpiyat düzenleme,(Barcelona'da da öyle demiştiler..de..--Oraya blogspot tan öce gitmiştik--)88 Seul olimpiyatları da,buraya çok büyük maddi katkıda bulunmuş..trafikten altyapıya..kalıntıları bile hala işe yarıyo..işet olimpiyat parkı..arkadaşlar sayesinde,evden getirdikleri gerçek çayı burada içtik..yanındaki kuru üzüm,badem ve ananas kurusu da extra makbul ikramlardı..Kore gazilerinin,modern versiyonun temsilcilerine teşekkür ediyoruz..

Kargadan başka,saksağanı da tanıyoruz yani..onlar da bizi tanıdı sanki..

Olympic Parktan görüntüler..



Ve adı geçen Gaziler..Allah,Yar ve yardımcınız olsun..

Etiketler: , ,

Pazartesi, Mayıs 14, 2007

FEDAKAR ANNELER..VE ÇOCUKLARI..

Erkenden gelip,yerini alan fedakar,cefakar veliler...
Dün itibariyle kurumumuza devam eden annelerin anneler gününü çocuklarla yaptığımız, çoğu doğaçlama bir etkinlikle kutladık.
Bütün anneler, fedakardır muahakkak.Ve Yüce Yaratıcı bütün annelere zaten öyle bir şefkat vermiş ki,en vahşi hayvanı bile yavrusuna hizmetkar ediyor.Ama bizim çocuklarımızın anneleri daha bir fedakar,daha bir şefkatli ve çilekeş. Fedakarca çalışıp,zevkle eğlendirip,mutlu edip,mutlu olan ekibimizin büyük kısmı
Elbette onlar da çocuklarını okul etkinliklerinde görmek ister. Ama bizim engelli çocuklarımızın, normal okullara devam ediyor olsalar bile bu konuda fazla şansları olmuyor. Zira düzeni ve gösteriyi bozabilir korkusu ile onlara görev vermek istemezler genellikle.
Bahsi geçen faaliyetlerden bir enstantane
Bu kez meydan onlarındı. Söyleyebilen söyledi, söyleyemeyen pankart taşıdı, illâ ki sahneye çıktı. Çocuklar çok tatlıydılar ve çok eğlenip eğlendirdiler.
Programın bitiminde annelerin hüzün ve mutlulukla karışık candan teşekkürlerini görünce ne kadar iyi bir şey yaptığımızı anladım.


Programın sonu..Müzisyenlerin öğrencileri toptan sahneye daveti üzerine,oluşan hoşluk..

Etiketler: , ,

Pazar, Şubat 18, 2007

NE GÜZELDİR!

Sultanahmet,Ayasofya Camileri ve Topkapı Sarayı

Ucunu bucağını bilemediğimiz, hayal dahi edemediğimiz şu alemin hikmeti sonsuz, rahmeti sonsuz, kudreti sonsuz olan Mâlikine abd olmak, îtibarlı bir misafiri olmak ne güzeldir.

Öyle ki;
Kimsenin görmediği yerde sizi görür,
Fısıdamaya dahi tâkâtiniz olmasa O sizi duyar,
Herkes sizden vazgeçse O gözden çıkarmaz,
Kimse elinizden tutmasa, O sizi düştüğünüz yerden kaldırır,
Her zaman sığınabilirsiniz; ''bu kadar yeter!..'' demez..
Siz kendinizden ümit kesseniz bile O sizden vazgeçmez,
Kimsenin hatırlamadığı yerde o asla unutmamıştır,
Çünkü sizi , bizi hepimizi yaratandır.Bunları bilmek ne güzeldir..

Öyle ki;
Rabbim herşeyde ve her şe'ninde bu muhabbeti gösterir;
Türlü çeşit ihtiyaçları gözeten,her çeşit ikramlarında,
Merhametkâr tasarrufunda
Kâinatı bunca güzel yaratmasında,Her çiçekte,Her yavruda,Her zerrede
Nereye baksak tezâhürü apaçık görünen bir muhabbetle yaratılmış olmak ne güzeldir.

Yaratılmış olan herşey ile bu muhabbet noktasında buluşmak, Allah için, Allah adına sevmek ne güzeldir.
Bu sevmede sevdiğini kaybetmek yoktur,
Çünkü sevdiren bâki,
Veren bâki
Menba bâki..

Bir beşer olarak hatâdan hâli olmadığını, ama tevbe kapısının son dakikaya kadar açık tutulduğunu bilmek ne güzeldir.
Kur'an gibi ezeli ve kudsi bir kelâma muhatap olmakla şereflenmiş olmak, her neye ihtiyacın olsa orada bulabileceğini bilmek dünyalara değişilmeyecek kadar güzeldir.
Âlemlere rahmet olarak gönderilen o şefkatli Pegamberin (a.s.m.) ümmetinden olabilmek ne güzel bir şereftir.
Onunla kevser havuzu başında buluşabilme hayali ne tatlı, şefaatini ümit etme ne güzel bir lezzettir.
Onun mülkünde hiçbir yerde hakiki çirkinliğe rastlanamaması, herşeyin gerisine mutlaka bir güzellik yerleştirmiş olması ne güzel bir tasarruftur.
Şu etten kemikten vücuda bunca güzel ve zengin duygunun takılması ne güzel mucizedir.
Hiçbir hakkın zayi olmayacağını, hiçbir zulmün karşılıksız kalmayacağını bilmek ne güzel tesellidir.

Yaşamak ne güzeldir O'nun mülkünde.. Ölmek îmanla..Dirilmek sonra sevinçle kimbilir ne güzeldir



Buğday ekip,Gelincik Sürpriziyle karşılaşan Doğuda Bir Köylü ve Tarlası

Etiketler: ,